Zarrab Davası Neyi İfade Ediyor – Muasır

0
888

Çok boyutlu ve uluslararası siyaseti etkileyen malum davanın birkaç boyutuna bakacak olursak:

1. Türkiye ile İran arasındaki ticarette, burjuvazinin ve üst düzey iktidar kadrolarının haksız zenginleşmesi, rüşvet alınıp verilmesi suçtur ve bu suçların milli bir niteliği yoktur.

2. Bu suçun gerçekleşme koşulu olarak uluslararası ticarette ABD’nin koyduğu kuralların çiğnenmesi, yani İran’a yönelik ambargonun delinmesi ise hakiki bir suç unsuru değildir.

3. Türkiye cumhuriyeti yetkilileri varolan suçları araştırmamış, kurulacak mahkemeler engellenmiştir. Meclis’te gerçekleşen Yüce Divan oylamasında AKP burjuvazisi, kendisine oy veren halkla dalga geçmiş, asgari ücretle geçimini sağlayan yurttaşlarımızı gayrı ciddi hareketleriyle aşağılamıştır.

4. ABD tarafından, kendi koyduğu kurallara aykırı olarak gerçekleşmiş bu ticari ilişki, Türkiye’ye karşı bir şantaj olarak kullanılmaktadır. Öyle ki, devam eden mahkemede burjuvazinin haksız kazancı ve rüşvet trafiği değil, ambargonun delinmesi yargılanmakta, bölgedeki mevcut Türk – Rus – Fars yakınlaşması hedef alınmaktadır.

5. ABD’nin şantajı, ortada çeşitli suçlar olduğu gerçeğini değiştirmemekle birlikte, ortadaki olguyu Ortadoğu’daki kendi jeostratejik çıkarları amacıyla kullanması, Türkiye’yi bölge politikalarından tavize zorlaması anlamına gelmektedir.

6. Gerek 17-25 Aralık operasyonları, gerek 15 Temmuz darbe girişimi, gerekse devam eden mahkeme, bir sürecin farklı noktaları olarak, Türkiye’nin İran’a siyasi ve askeri markaj yapmasını amaçlamış, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde Kürt-Amerikan koridorunun kurulması için bölge ülkelerini birbiriyle çatışmaya zorlama hedefiyle harekete geçmiştir. Dolayısıyla ABD’de devam eden mahkemenin de amaçlarından bir tanesi Türk Ordusu’na geri adım attırmak, bölgeyi yeniden ABD güdümüne sokmaktır.

7. Bu jeostratejik şantajın bir parçası olarak, geçmişte bağımsız Kürdistan ve açılım siyasetlerinde etkin rol almış CIA ajanları M. Rubin ve H. Barkey, davayla ilgili gelişmeleri hem Amerikan hem de Türk kamuoyunda sıcak tutmaktadır.

8. Bu gelişmeler aynı zamanda, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının burjuvazi ve onun partisi AKP tarafından savunulamayacağına, burjuvazinin bağımsızlık savaşında tutarsız ve tavizkar bir özne olduğuna dair dergimizin görüşlerini bir kez daha kanıtlamıştır. Zira davanın sonucunda, en kötü ihtimalle AKP jeostratejik taviz verecek ve Amerikan koridoruna alan açmış olacak, en iyi ihtimalle ise ülkemiz ve yurttaşlarımız üzerine muazzam bir borç yükü binecek ve iktisadi olarak Amerika’ya daha bağımlı hale gelen bir ekonomi politikası izlenecektir.

9. Burjuvazinin suçlarına dikkat çekmekle beraber; ABD’nin jeostratejik şantajına PKK, FETÖ ve liberallerle aynı cephede alkış tutmak bağımsızlık davasından vazgeçmek ve ipleri Amerika’nın eline vermektir.

10. AKP burjuvazisinin, ülke çıkarları arkasına saklanarak kendi ikbaliyle Türkiye’nin geleceğini bir göstermeye çalışması ve buna dair oluşan tüm çelişkiler ifşa edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, Ortadoğu siyasetinde ülkemizin içinde bulunduğu hassas ve riskli konumun sorumlusu, doğrudan doğruya AKP ve onun taşeron politikalarıdır. AKP’nin hayatta kalmak veya ömrünü uzatmak adına son tahlilde attığı adımların hiçbiri, parti ve onun çevresindeki burjuvazinin işbirlikçi doğasından dolayı kalıcı değildir ve ülke büyük bir yangına sürüklenmektedir.

11. Sonuç olarak, hakiki bir vatan bütünlüğü stratejisi, büyük burjuvaziyi müttefik edinmeyerek, işçi sınıfına, köylülere, öğrencilere, aydınlara, kısacası halkın geniş toplamına giderek, Türk bayrağını burjuvazinin elinden alıp bir kez daha halkın bayrağı yaparak, halkımızı gerek burjuvazinin tavizkarlığı ve kaypaklığı, gerekse ABD’nin bölgemizdeki siyaseti konusunda uyararak, bağımsızlık savaşını bir kez daha başlatmalıdır. Bu süreçte, burjuvazinin yanı sıra onun eski ortakları ve siyasal zemini olan FETÖ ve PKK ile de azami mücadele edilmelidir.

Muasır

CEVAP VER