Toplumsala Dair – Umut Erdoğan

0
500
“Sağcı bahanesiyle bir teoremi geçersiz kılamazsınız ama bir sosyoloji ya da tarih kuramını “sağcıdır” diyerek geçersiz kılabilirsiniz.” (Pierre Bourdieu)
Toplumsal olanı anlamak verili bir kudretmiş gibi, bir temelden yoksun da olsa göğe doğru kendisini yükseltmesi için hiçbir temele gerek yokmuş gibi bir algı oluşuyorsa, burada topluma dair çıkarım yapmanın güç aldığı kaynak olarak ancak insandaki kibir bir temeldir demek yanlış bir çıkarım olmasa gerek.
Kültürün işgali altında olduğu bakış, ortalama bir konuyu anlama ve yorumlama üzerinde genel bir kanı oluşturmak için çalışmaya kendisini adadığından, kültürün yorumlanması noktasının siyasi bir mesele olduğuna dikkat çekmek gerekir. Pierre Bourdieu, aklın gerçeği ve tarihi keşfetmek ve bilimsel bakışı kazanabilmek noktasında bu yüzden yegane araç olduğunu vurgulamaktadır. Bu bize ne kazandırır? Daha önce ne kazandırmış olduğuna, Bourdieu’nün verdiği basit ve bir o kadar muhteşem bir örnekle bakabiliriz: Weber Marx’ın göremediğini görmüştür ancak Marx’ın kendi gördüğünü görebilmesinin bir sonucu olarak Weber Marx’ın göremediklerini görebilmektedir. Bourdieu durumu böyle özetler; bilimin bilim olmasının zaten eksiklerinin görülebilmesi ve yanlışlanabilir olmasında yattığını belirtir. Tam da bu yüzden, klasik sosyolojinin üç büyük ismi Marx, Weber ve Durkheim hala kendilerine atfedilen bu sıfatın hakkını vermeye devam etmektedir. Toplumu anlama noktasında bir teoriyi evirip çevirip radikal bir siyasi duruşun karşı hedefi yapmak ya da fanatik bir saplantıyla tutunmak, mevcut teorinin işlevinin üzerine benzin döküp yakmaktan farksızdır. Bu yüzden, bir toplumu işgal etmek istiyorsanız, tetiklemeniz gerekenler arasında bu türden fanatiklikler ya da  saldırganlıklar, kutuplaşmalar yaratmak gayet işler haldedir.Kültürün gaspına ses çıkarmak, kısaca emperyalist işgalin kültürel alandaki yayılmasını görmek ve bunun mevcut analiz araçlarıyla anlaşılmasına çaba harcamak yerine x teoriye karşı bir düşmanlığın yaratıldığı emperyalist elin tarafında kalmak, aynı toplumda karşı karşıya getirilen diğer gruplarla aslında aynı yerin kurbanı olmaktır.
Bu karşımıza, bilimsel olarak zayıf hatta yanlış iddialar karşısına siyasi fanatiklik ile gelen desteğin bir gerçeklikmiş gibi getirilmesi sorununu da çıkarmaktadır. İşgalin zihindeki boyutu, bunun kabullenilmesi safhasında ve kültüre sızması, yayılması safhasında hazırladığı zeminle bu gerçek-dışılığın benimsenmesinde siyasetin gücünü tuttuğu eliyle bunu yapmaktan geri kalmaz. Sonucunda yeni, ne idüğü belirsiz bir paradigma ortaya sunulma şansını (!) bulabilir. Bu da gösteriri ki, bilimselin savunusu, toplum bilimin savunusu, kültürün ve toplumun her yönden işgale karşı korunmasının bir gerekliliğidir; alana duyulması gereken saygının doğa bilimlerinden daha farklı bir yerdeymiş gibi görülmesi, yarattığı açıkla oluşturduğu riskin ciddiyetini aslında sıklıkla göstermektedir.
Bourdieu için toplumun siyasal yönlendirilmesinde (biz buna toplumun işgal edildiği herhangi bir boyut diye de bakabiliriz) basit söylemlerin işlerliğine dikkat çekmektedir. Dilin yalınlığı, teknik dilin kolay okunabilir olması, basit cümlelerle hitap edilmesi gibi. Bourdieu bunu iki sebepten tehlikeli bulmaktadır: İlk olarak sahte bir anlaşılırlığın “iyiymiş gibi sunulan”a has olduğunu belirtmektedir. Muhafazakar olan söylemlerin bu tipte olduğunu ve bilimsel olandan ziyade sağ duyusal bir bilgi zemininde kendisine tutunulacak dal bulduğunu örnek vermektedir. İkinci olarak, sosyal hayat üzerinde özellikle oluşturulan basit bir söylemin manipülasyondan aracından başka bir şey olmadığını belirtmektedir. Toplumsal dünya basitçe anlatılacak bir biçim hal alır (aldırılır), problemler basittir (basite indirgenir) vb. Pop siyaset unsurlarını, medyatik isimlerin tarih ya da siyaset konuşurken kullandığı ifadeleri düşünün; medyanın siyasi gaspı, kültürün siyasetle kaplanması sonucu elbette X teoriye dair literatür bilgisi asla olmamış olan onlarca insan X teoriyi yerden yere vurmakta sakınca görmeyecektir zira medyadan kendilerine verilen o basit, o yalın manipulatif dil, kendilerine bunu hak vermektedir: “Neden yapmayalım ki? İşte bu kadar basitmiş.”
Sosyal gerçekliğin tarihsel süreçten bağımsız biçimde anlaşılamayacağını düşünürsek, yakın tarihini es geçmeyen, tarihin genel seyrinden çıkan analizlere karşı düşmanlık yerine bunların bilimsel ilerleme adına atılmış adımlar olduğunu görmeye meyilli bir bilinç, realist bakışın ihtiyacı önemlidir. Burada her zaman bilimselin, gerçeğin yanında olmakta ve arayıp bulmaktan kaçmamakta, öğrenmeye olan ihtiyaçtan ve aslında insanın her geçen gün bilgi olarak ne kadar eksik olduğunu keşfetmesinin ilerleme için ne kadar önemli olduğunu görmekten kaçmamasında fayda var. Yoksa emperyalizmin sinsiliğiyle mücadele etmek şöyle dursun, kurbanı olunduğunun farkına varmaktan aciz kalınır.
Son olarak alıntıladığım cümlenin tamamının yer aldığı paragrafa da yer vermek istedim:
“Sosyolojik söylemin, bizzat kendisinin de toplumsal bir uzam olduğu bir uzama eklemlendiğini düşünüyorum; mücadelelerin, rekabetlerin vs. olduğu bilimsel bir alan. Doğa bilimlerinde olduğu üzere, daha fazla bilgi yönünde belli bir ilerleme, toplumsal dünyanın bilgisine sahip olmanın yollarını arayan kişiler arasındaki mücadele aracılığıyla mümkündür. Bu mücadelenin önceden kurulmuş asgari diyalog kurallarına tabi olması şart. Başka bir deyişle, bütün müdahalelere izin verilmemesi koşuluyla mümkün. Örneğin, bilimsel bir argümanı siyasi bir argümanla geçersiz kılmaya çalışmamak koşuluyla. Sağcı bahanesiyle bir teoremi geçersiz kılamazsınız ama bir sosyoloji ya da tarih kuramını “sağcıdır” diyerek geçersiz kılabilirsiniz.” (Pierre Bourdieu,”Sosyolog ve Tarihçi”).
Kaynaklar:
Pierre Bourdieu “Seçilmiş Metinler”, Heretik Yayınları
Pierre Bourdieu & Roger Chartier “Sosyolog ve Tarihçi”, Açılım Kitap
Umut Erdoğan

CEVAP VER