Okumaya Mustafa Kemal Atatürk’ten Başla – Özlem Doğan

0
2300
Deli dedikleri, etrafında neler döndüğünü çözmeye başlamış bir insandır; hepsi bu.
– William Burroughs.
Yazıya başlamadan belirtmem gerekir ki, bu bir PKK eleştirisi değildir.
Çocuk yaşta İngiltere’ye ailemle beraber yerleşmiş biriyim. Solcu bir ailenin ferdiyim diyebilirim. Solcu olunca, İngiltere’de ister istemez PKK ve başka benzer örgütlerle muhatap olursunuz. Ben de PKK sempatizanları içinde kendimi buldum. Hatta sempatizanı bile oldum. Ailem her ne kadar beni Türkiye ile alakalı örgütlerden uzak tutmak istemiş olsa da, bir kimlik, bir aidiyet arayışına çıkıyor insan genç yaşında.
Ailem Aydınlıkçı ve SHP’li bir gelenekten geliyordu. Bana hiçbir şekilde ideolojik bir şey empoze edilmemişti. Henüz 9 yaşındayken, o küçük yaşımda anlam veremediğim bir travma yaşadım, kendisiyle beraber dükkanın camını silerken, babama PKK tarafından silah sıkıldı. İsabet etmemişti ama belli ki birileri babamı muhalefet ettiği için uyarıyordu. O dönem derin bir anlam verememiştim ama beynime kazındı bu olay; her ne kadar sorular sorsam da 9 yaşındaki halime nasıl, ne anlatabilirdi ailem? O konu öylece kapandı ama unutmamın imkansız olduğu bir vakaydı.
Yaşım ilerledikçe, PKK derneğinden adamlar Londra’dan gelir, zorla aidat keserlerdi herkesten. Kürt kökenli isen mecburdun vermeye, ama babamın PKK’ya karşı sorgulayıcı tutumu asla kesilmemişti. Böyle bir ortamın içinde 17 yaşına kadar büyüdüm ve PKK sempatizanı olup çıktım. Öyle derinden düşünerekten değil, o yaştaki insanlara çevresi bunu empoze ediyordu.
O arayış senelerimde ailemin sabrını taşıran iki olaya karıştım; ya da alet edildim desek doğrudur. Birincisi, Öcalan’ın yakalanmasından iki üç sene sonra, bulunduğum şehirde PKK’lılar “Apo’ya duyarlılık” adında bir yürüyüş ve protesto düzenlediler, ve ne hikmetse avcuma yazılı bir şey sıkıştırıp bunu okumamı istediler protestonun olduğu meydanda. Yaptım da. “Apo’ya özgürlük” adında, Brüksel’in Türkiye’ye baskı yapması gerektiğini anlatan ve İngiltere’nin Brüksel temsilcilerine hitaben yazılmış bir bildiriydi. Fotoğrafım çıkmıştı yerel gazetede. Ailem bunu görünce “Kızım bu işleri derinden bilmiyorsun, fikrin yok, kendini kullandırtma, başka adam mı yoktu seni sürdüler öne” dedi. “Bak sadece senin fotoğrafın ve ismin çıkmış, bölge sorumlusu sen misin de sadece senin ismin ve fotoğrafın çıkmış?”
Küçükken sorgulayıcı bir kişiliğe sahip olduğum için babamın dediklerini düşünmeye başladım. Haklıydı. Bir daha ön plana çıkmama kararı aldım. Ama yaşadığım şehirdeki, PKK sempatizanı görünen belli bazı İngilizler benimle bağlantıyı kesmediler, okuduğum kolejde görüşmeye başladılar (çok sonradan öğrendim, bir tanesi İngiliz istihbaratına çalışan biriymiş, belli bir süreden sonra ortadan kayboldu zaten).
İkinci olay ise, bu bahsettiğim İngiliz sosyalist arkadaşlar beni üniversitede bir uluslararası kadın sempozyumuna konuşmacı olarak çağırmışlardı. Burada ne konuşacaktım? Kürt kadınlarını konuşacaktım: Örgüt dergilerinde anlatıldığı ve okuduğum üzere Kürt kadınlarının Türkiye Cumhuriyeti devletinden nasıl zülüm gördüğünü ve sağolsun İngiliz devletinin biz göç etmiş kadınlara müthiş bulunmaz birer yaşam hediye ettiğini anlatacaktım. Yaptım da. Doğduğum toprakları kötüledim ve “İngiliz devletine minnet borçluyum” dedim. Bir alkış bir alkış. Yüreğimi okşadılar resmen. Pohpohlamayan kalmadı gerçekten.
Eve büyük bir mutlulukla döndüğümde babama büyük marifetmiş gibi olanı biteni anlattım. Babam kızmadı, ama artık bu yanlış düşüncelerimden, içinde yer aldığım olaylara kadar bir özeleştiri getirme zamanımın geldiğini söyledi. “Kızım sen Türkiye tarihi hakkında ne biliyorsun? Sen Türkiye siyaseti hakkında ne biliyorsun? Sen PKK hakkında ne biliyorsun, şu örgüt propogandası yapan dergilerden okudukların hariç? Sen kimsin, nerden geldin, niye geldik buraya biliyor musun? Senin dünya tarihi hakkında bir bilgin var mı? Sen komünistler hakkında ne biliyorsun? Sen ideolojiler hakkında ne gibi bir birikime sahipsin? Her şeyden önce bir genç olarak sen ne gibi sorun yaşadın? Bizle ya da şu Türkiye’den göç eden bizim toplumla yaşadığın sorunlar haricinde ideolojik olarak nasıl bir sorun yaşadın?” Nefes almadan bu tarz soruları yüzüme vurdu. Ama bile diyemedim. Bana yanlış yaptığımı, örgüt ve örgüte yakın yabancılar tarafından kullanıldığımı, yaptığım konuşmanın saçmalık olduğunu doğrudan yüzüme vurdu.

Okumam gerektiğini, önyargılı olmadan araştırmam gerektiğini söyledi ve sonra neyi savunuyorsan savun dedi. “Hiçbir şeyi bilmeden insanların farklı emellerine alet oluyorsun!” İşte dönüm noktam bu konuşma olmuştu, PKK sempatizanlığım bitmedi ama PKK ve Türkiye’yi sorgulama sürecim başlamıştı. Ben okudukça örgüt mensuplarına sorular sormaya başladım, hiç bir şeye mantıklı, doyurucu bir cevap verilmiyordu, “Bir Kürt’ün önceliği Kürdistan olmalı” gibi geçiştirici cevaplar hariç doğru dürüst cevaplar verilmedi bana. Ben okuyup araştırdıkça örgütün ikiyüzlülüğü ortaya çıkıyor, bu sorgulayıcı halim bölge sorumlularını rahatsız ediyordu; lakabım Asi’den Deli’ye döndü.

Sorularıma dalga geçer gibi cevaplar veriliyordu: “Yahu sen ne bilirsin, dağda senin yaşındakiler TC köpekleri ile mücadele ediyor burada rahat yaşaman için.” Nasıl diye sordum, ben mi dağa çıkın diyorum bunlara? Bu soruma cevap, “Sen burada nasıl kalıyorsun, Kürt olduğun için burdasın” oldu.

Eve geldiğimde bunları aileme sorma mecburiyeti duydum. İşin doğrusu, çoğumuz buraya ekonomik şartlardan dolayı gelmiştik ve ailem PKK sebebiyle değil, o dönem Aydınlıkçı olduğu için yargılanmıştı. Bizi buraya getiren gerçek sebep, gördüğümüz baskı değil, Almanya’ya işçi göçüne benzer ekonomik sorunlardı. Babam, “Evet siyasi olanlar da var ama çoğumuz siyasi değiliz” demişti.

Zaten gelişimizin ilk 11 senesinde İngiliz içişleri ailemin iltica talebini reddetmiş, ama üniversite hocalarım bana referans olup, “Başarılı bir öğrencimiz, buraya isteği dışı gelmiş, büyümüş ve başarılara imza atmış, bu öğrencimizi yollamak insan haklarına aykırı bir karar olur” diye bir dilekçe yazmışlardı. 6 ay geçmeden içişleri bakanlığı kararı geri çekmiş, benden dolayı ailem de oturma izni almıştı.

Örgütü sorgulamam devam ettikçe her yalanları ortaya çıkıyordu. Bir tartışmada, 9 yaşımda yaşadığım olayı yüzlerine vurunca, tartışma büyümüş, PKK sempatizanı olmam orada bitmişti. Cevap veremediler bu olaya; “Sizler çetesiniz, magandasınız, devrimci değilsiniz, Türkiye’de TC Kürt çocuklarına travma yaşattırıyor diyorsunuz ama siz de aynısını bana, 9 yaşında bir Kürt çocuğuna, Avrupa demokrasinin göbeğinde yaşattınız” dedim. “Önümde babama silah sıktınız. Bunun özeleştirisini bana verecek midir örgüt?” Tabii “Yürü git deli, manyak, örgüt kimseye hesap vermek zorunda değildir” dediler.

İşte örgüt budur. Örgüt de değil, Öcalan’ın tarikatı. Biat edersen müritsin. Sorgulayan haindir, işbirlikçidir, delidir, manyaktır. “İtibar edilmez” diye bir de damgalarlar. Ajan diye yaftalarlar. PKK ile bağım koptu ama okumalarım devam etti. Okudukça daha da okumak geldi içimden. Yıllar sonra bana yine bir davet geldi, uluslararası göçmen kadınlar sempozyumu, benim yine bir konuşma yapmam istendi. Ama bu sefer ilk yaptığım konuşmadan oldukça farklı bir konuşma dile getirdim. Fazla alkış almadı elbette, çünkü bu sefer İngiltere’nin, Batı emperyalizminin Ortadoğu’da, Afrika’da yaptığı insanlık dışı sömürüye, işgal gerçeğine değindim. Ne hikmetse 5 senede bir yapılan bu sempozyuma davet edilmedim geçen sene. Normal karşıladım.

Başta dediğim gibi, bu bir PKK eleştirisi değildir, çünkü PKK nedir, neye hizmet eder ortadadır. Benim asıl eleştirdiğim, bir yere mensup olurken, bir şeyi savunurken bunun bilinçli yapılması gerektiğine yönelik. Bu çok büyük bir sorun. Bir PKK sempatizanı ile tartışırken, tek duyduğum küfür ve hakaret ve bozuk plak gibi dergi propogandası. Kulaktan duyma ezber sözler. Ama bilinçli ne yaptığını niye yaptığını bilenler de var elbette. Onlara bir sözüm yok. Sözüm bilmeden etmeden bir şeye hizmet sunanlara.

Bir Kürt kökenli olarak bugün PKK’yı benimsemiyorum. Kürt halkını bile temsil edemez mevcut Kürt örgütleri. Babamın, okumaya başlayacaksan önce karşıt, düşman bellediğin Mustafa Kemal Atatürk’ten başla sözüyle, PKK’dan kopuşum, sola kaymam başladı diyebilirim. Neden sol ve Kemalizm? Çünkü milli şuurunu kaybetmiş bir sol, Kemalizmi Kenanizmle kasten karıştırıp, Denizler’in, Mahirler’in hayranı olan gençlere bunu böylece sunuyor.

Daha çok okumam gerekti. Ahmet Taner Kışlalı‘yla, Uğur Mumcu‘yla ve yabancı kaynaklardan Kemalizm‘i daha net anlayabildim. Bu yola birilerine yağ çekerek ya da biat ederek varmadım. Bir bireyin kendisine ait bir düşüncesi olmalı, olması için de okuması, araştırması gerekir. Bir şeye hizmet etmek gerekiyorsa bunu bilinçli yapmak gerekir, vicdanen insan ancak öyle rahat edebilir.

 

Bugün PKK’yı PKK yapan sempatizanlarıdır. Maddi manevi destek sunanlardır. Ama bunu bilinçsiz şekilde yapıyorlarsa bu vebalin altından kalkmak güçtür, çünkü her gün masum insanların ölümüne sebep oluyorlar. Şu teknoloji çağında kimse diyemez ki, biz yanlış yaptık. 20 sene önce belki iletiştim yurtdışında zordu. Ama yeni neslin bahanesi ne olacak? Bu sadece PKK için geçerli değil, CHP ve mevcut her oluşumun seçmenleri ve sempatizanları için de geçerli. Bir yetişkin kendine sormalı, ben neye destek sunuyorum, kime destek sunuyorum, kimdir bunlar da benim önüme temsilci diye çıkıp, siyasi platformda beni temsil ediyor? Doğru sorulara bulacağımız cevaplar, doğru yolu bulmamıza yardım edecektir.

Özlem Doğan

CEVAP VER