Milli Demokratik Devrim Savunması, (Aydınlık Sosyalist Dergi’den)

0
1355

Aşağıdaki yazı, Milli Demokratik Devrim tezini savunan çeşitli sosyalistlerin, Türkiye İşçi Partisi yönetimine yönelik eleştirilerini içermektedir. Aydınlık Sosyalist Dergi 25. sayısından derlenmiştir (1970):

Yeni oportünistler… küçük burjuva ideolojisine dayanan kendi tezlerince, milli demokratik devrim tezinin tümünü ya da özünü inkar eden, pasifizme saplanmış oportünist gruplar arasında asgari müşterek arıyorlar. Bütün sol görüşleri birleştirmek istiyorlar. Bu çevrelerin asgari müşterekleri vardır: hepsi küçük burjuva, hepsi milli demokratik devrim tezini inkar ya da tahrif eden, hepsi işçi sınıfının tarihi görevini inkar eden, hepsi halkın gücüne güvenmeyen çevrelerdir. Onlar birbirleriyle asgari müşterekte birleşebilirler.
Bizim oportünizmle asgari müştereğimiz yoktur. Bizim ilkelerimiz vardır. Biz, işçi sınıfı ideolojisinde birleştik. Oportünizmin batağına saplanmış olanlar, birbirinize daha sıkı sarılın. Ama boşuna bizi bu batağa çekmek için elinizi uzatmayın. Küçük burjuva sosyalistlerinin kaypak elini tutacak, o batağa gömülecek tek bilinçli devrimci bulamayacaksınız…
***
Bir de, “partinin antiemperyalist mücadelenin sosyalizm için mücadele ile aynı zamanda yürütüleceği tezinin baltalanmaya çalışıldığı,” iddiası var. Peki, kim söylemiş, şimdi sosyalist mücadeleyi bırakalım, antiemperyalist mücadele yapalım, diye? Böyle bir şey yok. Eleştirilerde işimize gelmeyen fikirleri istediğimiz kılığa sokarak meseleyi düğüm noktasından saptırmak mümkün değildir. Bu konuda ortaya konulan gerçekler şunlardır:
Antiemperyalist, antifeodal mücadele, emperyalizmin yerli ortakları olan bir avuç toprak ağası ve işbirlikçi büyük burjuvazi dışında, işçi-köylü beraberliği temeli üzerinde, bütün vatansever ve demokratik güçlerle el ele, geniş bir cephe halinde, ulusça yürütülecek bir davadır. Bu geniş cephe mücadelesi sosyalist bir öncülükle başarıya ulaşabilir. Çünkü işçi-köylü yığınlarının çıkarları temeli üzerine oturmayan bir mücadelenin, ne antifeodal, ne de antiemperyalist hedefleri sonuna kadar kollaması ve ülkeyi tam bağımsız, tam demokratik bir ülke durumuna getirmesi mümkündür….
Bir ülke tam bağımsız, tam demokratik aşamaya gelmeden de sosyalizme geçemez. O halde, bu amaca gitmek için, bağımsızlıktan ve demokrasiden yana güçlerle, yani bütün antiemperyalist, antifeodal güçlerle el ele geniş bir cephe mücadelesi vermek kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Demek ki, bugünkü aşamada, antiemperyalist, antifeodal mücadele ile sosyalizm mücadelesi, biri daha uzak hedefe yönelmiş iç içe bir mücadeledir. Demek ki, emperyalizme ve feodalizme karşı verilecek bir mücadele, sosyalizmden vazgeçmek anlamına gelen bir mücadele değil, sosyalizm davası için zorunlu ve kaçınılmaz bir mücadeledir. Demek ki, bu fikirleri ileri sürerken, hiç kimse, sosyalizmi şimdilik bir yana bırakalım demiyor, tam tersine, bu fikirleri ileri sürenler sosyalizmin hızla gerçekleştirilmesini istiyor. Demek ki, bugünkü aşamada, sosyalist olmanın ana kıstası, böyle bir mücadelede öncülük rolünü yerine getirip getirmemek, sosyalist stratejiyi böyle bir rayın üzerine oturtup oturtmamaktır.
Ben sosyalistim, o halde öncüyüm, demekle öncü olunmaz. İsteyen buyursun demekle de olunmaz. Bu, yerine getirilmesi gereken, niyet isteyen, çaba isteyen bir iştir. Öncülük, kendi dışındaki güçleri de aynı hedefe sürüklemek demektir. Kendinin dışında, yani sosyalist gücün dışında, başka güçleri de aynı hedefe yöneltmeye çaba göstermeyen, hatta sosyalistlerden başkasının böyle bir mücadelede zararlı olacağını söyleyen, kimin öncüsüdür acaba? Kendisinin mi? Böyle şey olur mu? Hem öncülük iddiası olacak, hem de kimin öncüsü olacağının cevabı olmayacak. Böyle şey olmaz. Bu türlü bir öncülük iddiasıyla, giderek, kuyrukta bile yer alamazsın.
Antiemperyalist, antifeodal mücadelede sosyalist öncülük, karşı cepheyi daraltarak, sosyalist olsun olmasın, mümkün bütün güçlerle el ele vermek demektir. Fakat bu el ele veriş, sosyalizm bayrağını indirerek değil, yani işçi köylü yığınlarının sınıf mücadelesine sırt çevirerek değil, tam tersine, sosyalizm bayrağını en yukarıda tutarak, sınıf mücadelesini azimle yürüterek, öteki güçlerin ileri olan yönleriyle ittifak etmek, fakat onların emperyalizm ve feodalizm güçleriyle uzlaşan yönleriyle kıyasıya mücadele etmek demektir. Yani, hem beraberlik, hem mücadele.
Meseleyi böyle koymak, geniş ulusal cephe kurma işine, kişilerin ve politik liderlerin tutumları ve sözleri açısından değil, sınıflar açısından yaklaşmayı zorunlu kılar. Bazı politik liderlerin tutumları ve sözlerini sosyalizm kıstaslarına vurarak yapılan bir değerlendirme ile, “biz bunlarla mı cephe kuracağız” demek, demagojinin ve sorumsuzluğun en ucunda yer almaktır. Antiemperyalist ve demokratik mücadele için zorunlu cephe hareketi, bu cephe içinde yer alacak güçlerin hepsinin sosyalist amaçları benimsemesini isteyerek yaratılmaz. Nasıl ki, onların da sosyalizm davasından vazgeçilmesi istemelerine göz yumulmazsa. Meseleyi böyle bir anlayışla ele almamak gerçeklere tamamen aykırıdır, ve mevcut sosyal sınıfları, onların yakın hedefli çıkarlarını hiç görmemek demektir…
Sosyalist mücadele, bir halkın, bir ulusun hangi mücadele aşamasında olduğunu ve en önde gelen davasının ne olduğunu iyice kestirmek, bu davayı zafere götürmek için gereken şartları tam olarak yaratmak ve bunun için bütün imkanları seferber etmek demektir. Sosyalizm edebiyatıyla vakit geçirerek, yığınların en önde gelen hayati davasının istemlerine sırt çevirmek demek değil.
Tersi bir tutum, emekçi halkımızın iradesini temsil etmemek, dolayısıyla sosyalist harekete bağlanan umutları hayal kırıklığına uğratacak bir yol izlemek demektir. Ve, sosyalizm adına, hiçbir zaman sosyalizme gitmeyecek çıkmaz bir yola girmek demektir.
***
Bütün savaş ve bütün uğraşlarımız şüphesiz sosyalizm içindir. Ve ancak sosyalizm Türk halkına gerçek mutluluğu tattıracaktır. Ne var ki, Türk toplumunu sosyalist bir düzene götürmek, toplumumuzun hangi aşamada bulunduğunu, önümüzdeki ilk devrimci görevin ne olduğunu ve bu toplumda devrimci sınıf, zümre ve kurumları doğru tahlil etmeden, genel burjuva-proleter edebiyatıyla vakit geçiren sol gevezeliklerin, partiyi kısır döngülere sürükleyeceği şüphesizdir.
Türkiye bugün tam anlamıyla emperyalizmin ağına düşürülmüş yarı feodal ve yarı sömürge bir tarım ülkesidir. Demokrasi diye halka sunulan, emperyalizmin ve yerli ortaklarının sadece bir yutturmacasıdır. Emperyalizmin ülkemizde varlığını sürdürebilmesi, ancak onun direkt ortağı ve uşağı komprador burjuvazinin varlığı ile mümkündür. Emperyalizm hegemonyasını sürdürebilmek için, bir de girdiği ülkede en geri sistemi savunur. Türk toplumunda en geri düzen feodal ağalık düzenidir. Feodal ağa ile emperyalizm arasında bir çeşit üstü örtülü ittifak mevcuttur. Türk toplumunun demokratik ve bağımsız bir toplum olabilmesi ile bir avuç sömürücünün çıkarı çelişki halinde olduğu için, biz komprador burjuvaziyi ve feodal ağayı ulusal toplumumuzun dışında sayıyoruz.
En bilinçli devrimciler olarak görevimiz Türkiye’de sosyalist bir düzeni kurmaktır. Fakat bundan önce bu düzeni kurma mücadelesinin en etkin bir biçimde yürütüleceği, tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi kurmaktır. Biz emperyalist sistem içinde yarı bağımsız Türkiye’de sosyalizmin bir aldatmacadan öteye gideceğine inananlardan değiliz. Biz önümüzdeki ilk devrimci görevin tüm millici güçlerin omuz omuza vereceği antiemperyalist, antifeodal bir savaş olduğuna inanıyoruz. Yani Türkiye’yi tam bağımsız bir hale getirip, feodalizmin bütün kalıntılarını temizlemenin, toplumumuzun ilk ve ana sorunu olduğuna inanıyor ve buna Milli Demokratik Devrim diyoruz. Demokratik Devrim, bizi sosyalist Türkiye’ye götüren geçilmesi zorunlu bir aşama ve ilk ana görevimizdir.
Demokratik Devrim sadece sosyalistlerin başaracağı bir iş değildir. Sosyalizm, bir sınıf ideolojisidir. Bu sınıf işçi sınıfıdır. Bu sınıfın politik örgütünün partimiz olması gerekir. Oysa ki Demokratik Devrim, politik eğilimleri ve inançları ne olursa olsun, her yurtseverin seve seve katılacağı antiemperyalist ve antifeodal ulusal bir cephenin başaracağı bir iştir. Kim ki bu cepheyi kurmayı ciddiye almıyor ve baltalıyorsa, o en azından emperyalizme kur yapıyor ve sosyalizmin bilimine ihanet ediyor demektir.    

CEVAP VER