Vatansız Sola Karşı Avrasyacılık – Umut Erdoğan

0
1374
“Biz Türkiyalılar Asyai bir milletiz, Asyai bir devletiz.”
Mustafa Kemal Atatürk
Neo-sol akımların işgalinde talan edilmiş sözde solculuğun, milli demokratik devrimleri ve bununla birlikte vatanseverliği reddetme üzerine kurulmuş politikalarının esiri olmuş gönüllü vatansız emperyalist uşaklarının aksine, solun kendisine emperyalizme karşı durma noktası olarak vatan savunmasının değerini bilen, Kurtuluş Savaşı’nı vermiş, Kemalist Devrimi yaşamış toprakların insanıyız. Ancak, ilericiliğin emperyalizmce atfedildiği Batı’nın, devrimlerin gerçekleştiği Asyayı yok saydığı, haliyle Ekim Devrimi’ni, Çin’i, Türkiye’yi yok saydığı Avrupa solu zihniyeti bataklığında, milli demokratik devrimlere karşı düşmanlık mevcut. Milli demokratik devrimin vatan, vatanseverlik yönünü hazmedemeyen, milli değerler ve ulusun birleştirici yönüne düşmanlığın kendisini gösterdiği bu düşünceler, kapitalizmin emperyalist aşamasından bihaber olunduğunun ifşasından ya da Batı kuklalığının süslenerek saklanmış ifadelerinden başka bir şey olmasa gerek.
Avrasyacılık, Atlantik’in, Asya’nın milli demokratik devrimlerine karşı açtığı savaşa ve tek kutuplu dünya düzenine karşı, çok kutuplu bir düzen seçeneğinin var olduğunu ortaya koyuyor. Milli değerlerin muhafazası, ulusların kendi varlıklarını korumak için toplumsal değerlerini Batı emperyalizminden korunmak için ortaya konulan bir seçenek olarak tanımlanıyor. Bunu, çok kutupluluk çerçevesinde oluşturulan merkezler içinde, ülkelerin ulusal değerlerinden birbirlerine karşı baskı ya da birbirleri içinde erime-eritme politikaları gütmeden, ancak çağın gerekliliği olarak bölgesel işbirlikleri içinde olmaları ile birlikte öneriyor. Avrasyacılık denince akla gelen ilk isimlerden olan Aleksandr Dugin, Atlantik karşısında Asya ülkelerinin, hatta ABD emperyalizminden kaçamayacağını belirttiği Avrupa için de bağımsızlık yolunun ancak Avrasyacılıktan geçtiğini söylüyor. Benzer biçimde, Mehmet Perinçek, Avrasya stratejisinin Türkiye’nin bağımsızlığının ve bütünlüğünün korunması için tek seçenek olduğunu vurguluyor. Milli değerlere düşman, ulusal bağlarından koparılmış yeni vatansızlık akımı karşısında ve bunu solculuk sanma yanılgısı karşısında Avrasyacılık, emperyalizmin işgal sahalarına dikkat çekiyor. Muhafazakarlıkla eş tutulan tüm yerel değerlerin, Atlantik’in, yani ABD emperyalizminin karşısında kendisini korumasının, ulusal değerlerin, milli değerlerin muhafaza edilmesinin Avrasyacılık’ın zaten bir amacı olduğunu belirten Dugin, çoklu merkezlerin bu değerlerin asla bir eritme noktasına getirmeyi hedeflemeyecek bir merkez rolü olacağının da altını çiziyor. Yani, kendisini hatırlaması gereken topraklara kendilerine gelmesini söylemenin, Amerika elinden özgürlük ya da demokrasi umma hatasına düşen insanları tutup sarsmanın mesajı da var bu noktada.
Avrasyacılık, emperyalist küreselleşmenin saldırgan – sömürgeci politikası karşısında yerelin kendi değerlerini ancak Avrasyacılıkla kendisini var edebilmeye devam edeceğini belirtiyor. Dugin, aslında modernist değerleri barındıran bir anlayış olarak ele alabileceğimiz Avrasyacılık için, içinde yaşadığımız durumun postmodern bir dönem olduğunu, ancak bunun Avrasyacı hareket için bir fırsata çevrilebileceğini belirtiyor. Bunu şöyle düşünebiliriz; artık aşamaları görmek ya da beklemek gerekmiyor; bir dönüşüm için postmodern dönem bir gedik sunmaktadır ve Avrasyacılık, tek kutuplu düzenin egemenliğine postmodernizmin bu akışkanlığından faydalanarak, bunu kendisi için bir fırsata çevirerek kendisini var edebilir diyor. Kaosun içinden bir düzenin inşası gibi. Ancak burada, modernist ifadesini kullandığımız için bir ek yapalım, Avrasyacılık hareketi içinde Dugin özellikle evrenselcilik iddiasının olmadığını belirtiyor. Karıştırmamak adına belirtelim. Dugin, Atlantikçi evrenselcilik iddialarını tamamen reddeden Avrasyacılığın, bu yüzden kendisi hariç olana karşı kötü – yanlış – geri kalmış – barbar yaftası yapıştıran emperyalist bakışı içinde barındırmadığını özellikle belirtiyor. Bu yüzdendir ki Dugin, içinde Türkiye, İran gibi ülkelerin de olduğu yakın çevremiz ülkelerinin ABD/küresel işgal karşısında güçsüz kalmaması ve kendi değerleriyle, kendi tarihlerinden gelen değerleriyle varlıklarını tıpkı kendi ülkesi olan Rusya gibi istediği gibi, sürekliliğini garantileyen bir biçimde sürmesini istediğini de bu hareketin en önemli ismi olarak tekrar belirtiyor. Bu noktada elbette ülkelerin bağımsız çıkarlarından ziyade ortaklıklarının, örneğin Rusya – Suriye ilişkilerinde değindiği gibi, görmezden gelemeyiz ancak insanın toplumsal bir varlık olduğunu ve ülkelerin de etkileşimsiz topluluklar olmadığını hatırlamakta fayda var.
Avrasyacılığın, Atlantikçi bölücü stratejileri karşısına küresel tek kutuplu dünya düzeni karşısında bölgesel ittifaklarla bir direnişi koyuyor. Dugin’in de vurguladığı gibi, aslında Avrasyacılık hareketi içinde, Atlantik’in saldırısına karşı durması ihtiyaç olan ülkelerin Avrasyacı bir tutuma sahip olmaları gerekliliği de tam olarak bu. Tarihsel ve milli değerlerinden emperyalist işgal sonucu koparılmaya ve kimlikçi, bölücü hareketlerle ulusal bütünlüğünden koparılmaya ve tek kutupluluk içinde yok edilmeye çalışılan ülkelerin ayakta kalabilmeleri için, çıkar yol budur sonucu ortaya çıkıyor. Mehmet Perinçek, bu yüzden emperyalist bakışın Avrasyacılık analizlerinin hareketi “gerici”likle eş tutarak yorumladığını belirtiyor. Bu tıpkı, batıyı ilericilik sanma ve doğuyu gericilikle, barbarlıkla eş tutan bilinçsizliğin farkında olmadan benimsediği bakış.
Vatansızlığın ilericilik, vatanseverliğin gericilik, milli değerlere sahip çıkmanın yobazlık, antiemperyalizmin gericilik, ancak ve sadece antikapitalizm ve sınıftan bahsetmenin solculuk sanıldığı bir “sol” anlayışının, Batı Marksizmin yıllar önce düştüğü/düşürüldüğü batağın yansıması/yanılsaması olduğu, emperyalist bir sonuç olduğunu ve bunların yanlış görmek, anlamak için hala zaman var. Batı’nın doğuyu yok sayması ve haliyle devrimleri, yani devrimlerin milli demokratik karakterini yok sayması yönündeki bu girişimi karşısında tam bağımsızlık cephesinde olmak, antiemperyalizm cephesinde olmak, Marx’ı anlamak, Lenin’i anlamak, Mustafa Kemal’in yanında olmak, daha açık olmak içinse kendi vatanımızın bağımsızlığını savunuyor olmaktır şu dakikada.
Umut Erdoğan
Yararlanılan Kaynaklar:
Aleksandr Dugin “İnsanlığın Ön Cephesi: Avrasya”
Mehmet Perinçek “Avrasyacılık: Türkiye’deki Teori ve Pratiği”

CEVAP VER