Özal Ve Kürtler – Uğur Mumcu

0
1420
Kürdistan Yurtsever Birliği Başkanı Celal Talabani, arkadaşımız Vedat Yenerer’e bakın neler demiş:
– Türkiye’de Kürt hareketi Turgut Özal ile başlamıştır. Her ne kadar PKK bunu sahiplenmişse de Turgut Özal’ın öncesinde bu kadar hareketli değildi.
Talabani yanılıyor, çünkü “Kürt hareketi” Türkiye’de uzun yıllardan beri -Osmanlı İmparatorluğu günlerinden bu yana- gündemdedir.
Öyle anlaşılıyor ki Talabani’nin, Türkiye Kürtleri ile ilgili tarih bilgisi oldukça zayıftır!
Örneğin 1913 Hizan Ayaklanması vardır, 1921 Koçkiri Ayaklanması vardır, 1925 Şeyh Sait ayaklanması vardır, 1926-1927 yıllarında iki ayrı Ağrı Ayaklanması vardır, aynı yıllardaki Koçuşağı, Mutki ve Micar ayaklanmaları vardır, 1930’da Savur, Zeylan ve Oramar ayaklanmaları vardır, 1937-38 Dersim Ayaklanması vardır, 1959 tutuklanmaları vardır, 1963 tutuklanmaları vardır. “Devrimci Doğu Kültür Ocakları” vardır.
Özetle “hareket” eskiden beri vardır. Değişen yalnızca görüntülerdir. Kimi zaman dinsel görüntülüdür, kimi zaman Marksist maskelidir Kürt hareketi. Özü hiç değişemez: Bu hareketlerin özü Kürt milliyetçiliğine dayanır.
Celal Talabani Kürt milliyetçiliğinin ABD destekli temsilcisidir.
Bu Kürt lideri “Kürt hareketi Özal ile başlamıştır” diyor. Özal dönemi ile başlayan hareket, doğrudan doğruya PKK terörüdür. PKK terörü 1984 Eruh baskını ile başlamış, bugüne kadar tırmanarak sürmüştür. Bu PKK terörünün destekçilerinden biri de Celal Talabani’nin kendisidir.
Talabani’nin 1988 yılı 1 Mayıs günü PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan ile birlikte imzaladığı bildiride silahlı eylemler övülmüyor muydu? PKK ve YNK’nın “devrimci silahlı mücadele” ve “kitlesel direnişleri” geliştirme planları açıklanmıyor muydu?

1988 yılı 1 Mayısında PKK ile bu bildiriyi yayımlayan Talabani, 1991 Ağustosu’nda Abdullah Öcalan’ın Saddam tarafından desteklendiğini açıklıyor.

Celal Talabani işte böyle bir Celal Talabani’dir.
Kimi Kürt liderlerindeki “Batılı kapitalist devletlere sırtını dayamak” ve “yakınlarını ele verme siyaseti”, Talabani’nin kişiliğine de yansıyor. Bu kaypak tutumu Talabani’nin hem geçmişini hem geleceğini belirliyor.
Özal’ın Kürt siyasetinde, Talabani gibi yanar döner Kürt liderleri ile MİT aracılığı ile kurulan “illegal diplomasi” olduğu kadar, “olağanüstü hal” vardır, SS kararnameleri vardır, sürgünler vardır, baskılar ve yasaklar vardır, “sınırötesi hareket” vardır.
Bu yasaklar yüzünden Doç. İsmail Beşikçi hala cezaevindedir.
Talabani, “Türkiye ile olan ilişkimiz Turgut Özal aracılığı iledir, Mesut Yılmaz ile değil, Mesut Yılmaz’ın söyledikleri değil Turgut Özal’ın söyledikleri önemlidir” diyor.
Celal Talabani’ye, Türkiye Cumhuriyeti’nin “parlamenter sistem”le yönetildiğini, bu sistemde dış siyasetin bakanlar kurulu ve başbakan tarafından belirlendiğini bu sistemde asıl Cumhurbaşkanının verdiği sözlerin ve yaptığı bağlantıların kimseyi bağlamayacağını kim anlatacaktır?
Talabani, Türkiye’nin içişlerine karışıyor. Bunu yaparken de başbakanı bile “muhatap” almıyor.
Böylesine demeçleri açık açık veren Talabani’nin, el altından Doğu ve Güneydoğuda kimlerin destekleneceğine ve ANAP adaylarının saptanmasına kadar karıştığını duyarsanız sakın şaşırmayın!
(Cumhuriyet, 3 Eylül 1991)

CEVAP VER