Karşı Devrimin Duraksatılma ve Devrimin Olaysal Karakter Kazanma Süreçlerinde Aktörler – İlteriş Civelek

0
706

“Olay olarak devrim, önceki bir devrimin tekrarına ya da tarihin tekerrürüne kendinde farkın eklenmesi sayesinde olaysal karakter kazanır ve geleceğe kapı açar.” (1)

Devrimsel süreç bir bütün olarak karşı devrim pratiğinin durdurulması ve devrimci bir dinamiğin bilfiil olay haline gelmesidir. Türkiye’nin bugün devrimsel bir süreçten geçtiği tespitini yapmak doğru olacaktır. Özellikle son iki buçuk yıldır içeride ve dışarıda yaşanan olaylar kabaca ele alınırsa devrimci dinamikleri barındıran bu süreç daha kolay fark edilir. Emperyalizmin araçlarına karşı hukuk ve ordu kılıçlarını çekmeye başlamış ve bir savunma mekanizması mecburi olarak devreye girmiştir. Devrimci süreçlerde zaman çok daha hızlı akar, büyük olayları ve ileri atılımları daha kısa bir zamana sığdırır: olağan süreçlerin uzun yıllarda barındırdığı dinamikleri daha kısa zamanlara sıkıştırır.

Karşı devrim dinamikleri olarak uzun yıllardan beri faal olan FETÖ ve PKK’ya karşı hukuk ve ordu inisiyatiflerinin yoğunlaşması bu devrimci sürecin göbeğinde yer almaktadır. Bu süreç birtakım mecburiyetlerin sonucu olarak ortaya çıkmış ve aktörlerinin önemini şimdilik silikleştirmiştir. Açmak gerekirse, Türkiye antiemperyalist, ulusal kurtuluş mücadelesi vererek sınırlarını kabul ettirmiş ve bir bağımsızlık savaşı sonucunda kurulmuş ve devrimler yapmıştır. Sınırlarını ve kuruluşunu antiemperyalist bir mücadele ile kazanan Türkiye bu sınırları ve mevcudiyetini ortadan kaldırmaya çalışan karşı devrim aparatlarına iç dinamikleri ile tepki vermek zorunda kalmaktadır.

Mevcudiyetinin ve sınırlarının dayandığı temel antiemperyalist olduğu için Türkiye’de karşı devrim aparatları bir ittifak kurarak ulus devleti parçalama hedefinde olan bir projenin uzvu olarak iktidara gelse dahi dayandığı bu temelin oluşturduğu dinamikler buna direnir: ittifakı parçalar, parçaları savurur; iflah olmayan parçaları boğar, kalan parçaları da dinamik lehinde sürükleyerek süpürür.

Bu olgu devrimci sürecin kaynağını görmede yardımcı olduğu gibi neden bu sürecin aktörlerinin de şimdilik silikleştiğini ortaya koymaktadır: aktörler varoluş sebeplerini kaybetmiş ve bir sürüklenme halindedirler. Bugün şahit olduğumuz aşama budur. Ne var ki devrimci süreç, başladıktan sonra (karşı devrimi tam anlamıyla durdurup aparatların tümünü boğup süpürdükten sonra) kendi aktörlerini de olaysal karakter kazanırken dayatmaya başlar, işte o noktada aktörlerin şimdilik silikleştiği durum ortadan kaybolur.

Aktörlerin silikleştiği olgusu yukarıdaki alıntı ile birlikte ele alındığında bu sürecin yöneldiği yer hakkında daha tutarlı öngörüler saptanabilir. Devrimci süreç karşı devrimi duraksatıp aparatlarına karşı bağışıklık mekanizmasını devreye soktuğunda aktörlerin önemi artık azalmıştır. Öyle ki 2002 yılında karşı devrimin büyük ittifakının siyasi ayağının (AKP) lideri olarak karşımıza çıkan Tayyip Erdoğan, kendini bu ittifakın diğer önemli uzuvlarını (FETÖ, neoliberaller vb) boğarken bulabiliyor. Öyle ki Türkiye’nin güneyi, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde petrol bekçisi, etnikçi bir devlet dayatan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanı Irak’ın kuzeyindeki referandumdan sonra bir başka BOP aktörü Barzani’yi Irak devleti ile birlikte boğarken; BOP’un hamisi olan Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki koridorunu parçalayan Türk ordusunu canhıraş savunurken bulabiliyor.

Politik olan herkes bu durumu görmek zorunda kaldığı için bu olguyu açıklamaya meylediyor. Bu olguyu yerli yerine oturtup Türkiye’nin antiemperyalist bir savaşla kurulduğu ve bu yüzden bu durumun ortaya çıktığı anlaşılırsa aktörün öneminin bu olgu yanında ne kadar düşük olduğu da fark edilir. Siyasi tarih sayfaları aktörler açısından ortaya çıkan bu gibi çarpık durumlarla doludur. Hâlbuki bu aşamalarda ortaya çıkan bu tip çarpıklıkların sahibi olan aktörler aslında siliktir; asıl bu çarpıklıkları ortaya çıkaran dinamikler önem arz etmektedir. Devrimi çağıran koşulların kendini göstermeye başladığı aşamalardır bunlar.

Aktörlerin silikleşmesi denilen durumun ortadan kalktığı aşama ise yukarıda alıntılanan tanımın fiiliyata geçtiği dönemdir. Devrimin tarih sahnesine çıkması, önceki bir devrimin tekrarına, tarihin tekerrürüne kendinde farkı (difference in itself) ekleyerek olay olarak gözle görülür olması demektir. Bu gözle görülür olma aşamasından hemen önce devrimsel süreç kendi aktörlerini dayatmaya başlar. Karşı devrimin duraksatılma sürecinde –bu süreç de devrimsel sürece dahil olsa da- devrim olaysal bir karakter kazanmamış olduğu için aktörler siliktir. Devrimsel sürecin ilerleyip olaysal karakter kazanması içinse aktörlerin ön plana çıkıp süreci bu karaktere büründürmeleri gerekmektedir. Bu yüzden karşı devrim duraksatılıp aktörler silikleştikten sonra devrim olaysal karakter kazanırken (devrim gözle görülür bir biçimde olmaya başlayıp tarih sahnesine çıkarken) ileride devrimin simgeleri haline gelecek aktörler de tarih sahnesine çıkar.

Yazının ikinci bölümünde bu bölümdeki teorik arka plana dayanarak Türkiye’nin karşı devrimci süreci durdurma dinamiklerinin olaysal karakter kazanacak bir devrime hangi yollarla ve nasıl yol açabileceği irdelenecek.

Sözü Geçen Çalışmalar

  1. Ege, Fahrettin. Lenin’in Üç Zaman Sentezi. Ankara : Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 2017.

CEVAP VER