İğdiş Sol – Mümtaz Soysal

0
1105

Özal döneminin en büyük numarası, “değişim” adı altında bir yüzyıl öncesindeki dünyanın felsefesini Türkiye’ye getirmesiydi.

Aslına bakarsanız, oynanan oyun, Batı kapitalizminin oynadığı çok daha genel bir oyunun parçasıydı. Sovyet sisteminin çöküşünden, daha doğrusu çöküşüne ilişkin ilk belirtilerin ortaya çıkışından yararlanıp insanlığın son yüzyıl içindeki bütün kazanımları yerle bir edilmiş, geçen yüzyılın ekonomik ve sosyal felsefesi sanki ezelden gelip ebede giden bir evrensel doğruymuş gibi bütün dünya için satışa çıkarılmıştı.

Alıcısı da çok oldu.

Özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde. Çünkü onlar, gelişmiş dünyanın ülkelerinden farklı olarak, kendilerine özgü sağlam bir gelişme felsefesi yaratabilmiş değillerdi ve önlerindeki iki büyük model arasında bocalayıp durmaktaydılar. Modellerden biri çökünce, öbürüne sarılmak zorunda kaldılar. Tek başına durabilecek halleri yoktu.

Özal’ın başarısı, aynı satışı kendine özgü bir gelişme felsefesi yaratma durumunda olan Türkiye gibi bir ülkede gerçekleştirmiş olmasıdır.

Bu “başarı” yüzünden nelerin yıkılmış olduğuna bakarsanız, Türkiye ve belki de onun örnek olabileceği bütün ülkeler açısından yitirilenler karşısında acı duymamak zordur.

Örneğin, bağımsızlık düşüncesi: “Dünya bir büyük pazardır; bütün ülkeler de bu büyük pazarın parçasıdır” sözü, evrensel rekabetin kamçılayıcılığını ifade etmesi gerekirken, zayıfların güçlülere bağımlılığı olarak bir zorunluluk biçiminde algılandı. Öyle bir bağımlılık ki, sanki kendi yöntemlerinizi geliştirme hakkınız hiç yoktur; ille de dünya çapındaki büyük şirketlerin kuyruğuna takılacaksınız ve yarışma sahnesine öyle çıkacaksınız.

Örneğin, planlama kavramı: Kaynaklarınızı akıllıca kullanabilmek için öncelikleri saptamak, nereye varılmak istendiğini toplumun ortak aklıyla düşünüp gerekli çabaları ve özverileri bu amaçlara göre ayarlamak, davranışlara disiplin getirmek artık günahtır. Türkiye ki, Sovyetler Birliği ile birlikte, sanayi kalkınmasında planlı yaklaşımı ilk denemiş ülkelerden biridir, bu alandaki birikimini çöp sepetine atıp kendisini kör piyasa mekanizmalarının eline teslim etmiştir. Oysa, uzun geçmişteki deneyimlerden ve 1961 sonrasındaki derslerden yararlanıp kendine özgü demokratik planlama mekanizmalarını daha da geliştirebilir ve bugünkü keşmekeşin içine düşmeyebilirdi. Sovyetler Birliği’nin başarısız olması, Türkiye’nin de başarısızlığı bu kadar kolaylıkla benimsemesini mi gerektirirdi?

Örneğin kamu işletmeciliği: Özel girişimcilik furyası, Türkiye’yi elinde bulunan çok elverişli bir aracın değerini unutmaya, onu köreltmeye ve şimdi de yok pahasına elden çıkarmaya itmiştir. Evet, KİT’lerin işletilmesinde yapılmış bir yığın hata vardır. Ama, unutmamak gerekir ki, bu kuruluşlar Türkiye’deki sanayinin kurulmasında oynadıkları rolü, hala da, bölgesel kalkınma, ileri teknolojilerin getirilmesi, stratejik konularda bağımsızlığın korunması, nüfus ve kentleşmenin dengeli dağılımı gibi daha birçok konuda da oynayabilecek durumdadırlar. Yapılmış hataların çok oluşu, düzeltme çabalarından vazgeçmek ve hele bütçe açıklarının kapatılması için haraç mezat satış yollarına başvurmak için yeterli neden midir? Bununla da kalmayıp, bir yığın KİT’i şimdiden kurbanlık koyun gibi satış listesine koyup çalışma ve düzeltme şevkini, sahiplik ve bağlılık duygusunu öldürmek, bu alanda Üçüncü Dünya ülkelerine öncülük etmiş Türkiye’ye yakışır mı?

Bu ülkeye Özalcılık olarak yansıyan büyük oyun, bu kazanımları yıkmıştır.

O cephe açısından buna ancak “bravo” denebilir.

 Ya bütün bu kazanımlara sahip çıkması gereken sol cephe açısından ne demeli?

Kabul etmek gerekir ki, estirilen rüzgarlara teslim olmak ve savunulması gerekenleri savunmak yerine değişik sözlerle aynı yarış içinde yer almak, başka birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de solun en büyük kusuru olmuştur. Bugün de, çeşitli vesilelerle, örneğin SHP’deki liderlik yarışı dolayısıyla söylenenlere bakınca, yeni bir antitez oluşturmak yerine, Özalcı politikaların “ufak tefek” yanlışlarını hafif rötuşlarla düzeltmek biçimindeki yaklaşımları görerek üzülmemek zordur.

Birileri solu iğdiş etmişe benziyor; ama kimler?

Mümtaz Soysal; Hürriyet, 23 Temmuz 1993

Yararlanılan kaynak: Mümtaz Soysal, İçgüveysinin Encamı, Bilgi yayınevi

CEVAP VER