Tarihin Tekerrüründe Savaş ve Devrim Diyalektiği – İlteriş Civelek

0
807
Bir önceki yazı; siyasi aktörlerin karşı devrimci pratiğin durdurulması sürecinde silikleşmesi ve bunun bir olay olarak devrimi doğurması sürecinde de kendi aktörlerini yaratarak/dayatarak o aktörleri önemli hale getirmesi olgularını ele almıştı. O incelemenin devamı olan bu yazı ise karşı devrim sürecinden devrimin olaysal nitelik kazanmaya geçtiği bir örneği günümüzdeki durum ile birlikte irdeleyecek.
“İngiliz diplomatları kapitülasyonların kaldırılması gereken bir dönemde, Osmanlı devlet adamlarına, serbest ticaret doktrinin kolayca kabul ettirdiler. Türkiye 1838’de imzalanan ticaret anlaşmasıyla, ileri Avrupa ekonomisinin açık pazarı haline geldi.”
Osmanlı sömürgeleştirilme süreci kapitülasyonları izleyen serbest ticaret doktrini ile birlikte 1. Dünya Savaşı’na kadar sürdü. Emperyalizm bu paylaşım savaşında Osmanlı’yı sömürgeleştirme sürecini onu kolonileştirerek (manda ve himaye) tam kontrol altına almayı hedefledi. Bu savaşın öncesinde, Osmanlı’nın sömürgeleştirilme sürecinde gelişen dinamikleri (İttihat ve Terakki, 1908 ihtilali, 1. Dünya Savaşı, yenilgi ve ardından gelişen Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması) Türk devrimi izledi. Şüphesiz bu gelişmelerde çizgisel bir süreç yoktur; ama bu somut olayları doğuran diyalektik göz ardı edilemez.
Osmanlı’nın sömürgeleştirilme sürecinin sonunda, emperyalizm çağına denk gelir, savaş ve devrim diyalektiğinin dayattığı iki seçenekten biri geride kalmıştı. Osmanlı’nın sömürgeleşme sürecinde ya devrimler gerçekleşip bu sömürgeleşme sürecini durduracak ve emperyalizm çağındaki birinci paylaşım savaşını Osmanlı açısından (en azından o günkü pozisyonuyla dâhil olmasını) engelleyecekti; ya da sömürgeleştirmeyi engelleyecek devrimler gerçekleşmeyecek ve savaş olacaktı. Kabaca ya devrimler savaşı engelleyecekti, ya da kaçınılmaz olan savaş devrim doğuracaktı. Ya devrimler gerçekleşecek, başı dik, muasır bir medeniyet kurulacak ve emperyalizme karşı güçlü bir hat oluşturulacak ve emperyalizm işgale yeltenemeyecek; ya da devrimler engellenecek ve emperyalizm sömürgeleştirme sürecini manda ve himaye ile tamamlamaya çalışırken görünür olacak ve bağımsızlıkçı tepkiyi körükleyerek bir devrim doğuracaktı. Osmanlı’nın sömürgeleşme sürecine karşı gelişen dinamikler tam anlamıyla sömürgeleşme sürecini engelleyemedi ve ikinci seçenek gerçekleşti.
Avrupa toplumlarının devrimler çağının ardından endüstrileşmesi ve kapitalizmin inşası Osmanlı’yı sömürgeleştirme sürecini başlattı. Osmanlı’nın açık pazar haline getirilmesi hedefi ile başlayan bu süreçte Osmanlı’nın iç dinamikleri de devreye girmeye başladı. Bu dinamiklerin barındırdığı unsurlar mozaikti; farklı amaçlar taşıyan unsurlar bu dinamiklere dâhildi. 1908 İttihat ve Terakki’nin öncüsü olduğu Meşrutiyet ihtilali de yine bu sömürgeleşme sürecine tepki olarak gelişen iç dinamiklerden olsa da girift olma özelliğini taşır. Yine de bu girift yapıların oluşturduğu dinamiklerin sömürgeleşme sürecinde oluşan diyalektiğe katkı sundukları yadsınamaz.
Tarihsel sürecin içinde gelişen bu diyalektiğin özü şudur: devrimlerin Osmanlı açısından savaşı engellemesi. Fakat birincil olarak Osmanlı’nın sömürgeleşme sürecine girmesi ve yaptığı hatalar, ikincil olarak da bu sürece karşı gelişen reflekslerin ve dinamiklerin barındırdığı girift unsurların bir kısmının emperyalizm lehinde hareket etmeye devam etmesi devrim girişimlerinin amacını boşa çıkardı ve savaşı Osmanlı açısından engelleyemedi.
Ya devrimler başarılı olup savaşı engelleyecekti, ya da savaş devrimleri doğuracaktı. Gelinen noktada ise, diyalektiğe uygun olarak, Kurtuluş Savaşı neticesinde devrimler gerçekleşti.
*
Türkiye, Turgut Özal’ın hazırladığı, dış ticaret serbestisi, yabancı sermayeye teşvikleri ve ithal girdilere vergi muafiyetlerini kapsayan kararları 24 Ocak 1980’de kabul etti. 12 Eylül 1980 darbesi ile siyaset dönüştürüldü. Sömürgeleşme süreci küçük Amerika olma idealleriyle açıklanmaya başlandı. SSCB’nin dağılması ile birleşen bu süreç emperyalizmin tek kutuplu dünya ve sert metotlar ile hızlı bir küreselleşmeyi dayattığı dönemi başlattı. Anti-emperyalist bir savaşla ulus devlet olarak kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ni fiilen tehdit etmeye başladı.
Osmanlı’nın sömürgeleşme sürecinin neticesi olarak Sevr dayatması ve manda fikri gibi; devrimlerini tamamlayamamış Türkiye Cumhuriyeti de sömürgeleşme sürecini BOP dayatması ve küçük Amerika fikirleri ile kuşatıldı. Kapitalizmin vahşileşerek emperyalizm çelişmesini doğurması gibi; 1991 sonrası emperyalizm tek kutuplu dünya dayatmasıyla, sert metotlarla küreselleşme yoluna girdi. Emperyalizm, Osmanlı coğrafyasını paylaşıp pazarları tamamen savunmasız kılarak manda ve himaye altına almak istemesi gibi; Yugoslavya ile Balkanlarda başlayan ulus devletleri parçalama sürecini gümrük uygulama gücü olmayan etnik ve mezhep temelli küçük devletleri uluslararası kapitallerin hâkimiyeti altına sokmak istedi.
Türkiye içinde de 1991 sonrasında mozaik unsurlar bu sürece karşı dinamikler geliştirdi. Karşı devrim süreci işlerken Osmanlı’nın sömürgeleşme sürecinde karşı karşıya kalınan iki seçenek, kendinde farkla, tekrar gündeme geldi: ya devrimler savaşı engelleyecekti ya da savaş kaçınılmaz hale gelip devrimler doğuracaktı. Emperyalizmin sert küreselleşmeci tavrı Amerikancı dinamikleriyle etkili oldu; AKP iktidara geldi ve Türkiye BOP sürecinde fiilen görev aldı. Devrimler tamamlanamayıp karşı devrim engellenemediği için de savaş kaçınılmaz hale geldi.
Savaşın kaçınılmaz hale gelmesi engellenemeyen karşı devrim pratiğinin Türk ordusuna psikolojik harp başlatması ve Arap baharı denilen emperyalist işgale ortak olan iradenin iktidarda kalması neticesinde gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti’nin antiemperyalist bir savaşla ulusal kurtuluşu örgütleyerek kurulduğunu ve mevcudiyet ve sınırlarını bu temele dayandırdığı gerçeği karşı devrim sürecine bir tepki yarattı ve karşı devrim sürecinin yarattığı derin tehditleri ortadan kaldırmaya girişti.
Bugün içinde bulunduğumuz da bu tehditleri ortadan kaldırmaya yönelik devrimsel bir süreçtir. Devrimlerin tamamlanmadan karşı devrimin gelişimi sebebiyle savaş engellenemedi; şimdi karşı karşıya kaldığımız savaş ise devrime gebedir. Bu gebelik; aktörlerin silikleştiği karşı devrimi durdurma sürecinin aşılarak, devrimin olaysal karakter kazanması ve kendi aktörlerini dayatarak ortaya çıkarması ile sağlıklı bir doğum gerçekleştirebilir. Sağlıklı bir doğum ihtimalinin muhtemel öznesi de çıkış noktamızda yer alan alıntıya başvurularak keşfedilebilir: “Olay olarak devrim, önceki bir devrimin tekrarına ya da tarihin tekerrürüne kendinde farkın eklenmesi sayesinde olaysal karakter kazanır ve geleceğe kapı açar.” Burada ifade olunan tekrar ve fark ikilemini, önceki devrimi, bugünkü şartlar ile birlikte inceleyebilecek idrakte ve cesarette olanlar bu gebelikten sağlıklı bir doğum (devrimin olaysallık kazanması) gerçekleştirebilir.

İlteriş Civelek

Sözü Geçen Çalışmalar:
Avcıoğlu, Doğan. Türkiye’nin Düzeni. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015.

CEVAP VER