Geri Dönen Yetmez Ama Evetçilik – Hasan Kumlu

0
1015

Öncelikle Yetmez Ama Evet’in (YAE) tanımlanmasında fayda var. YAE, bazı siyasi grupların çıkarları gereği, pragmatik olarak iktidara verdikleri geçici destek değildir. YAE küreselleşme ile kurulan çok özel bir ilişkidir; Batı emperyalizminin çıkarlarına uygun olarak ulus devletlerin aşındırılması, etnik ve dini kimliklere bölünmüş postmodern toplumların ortaya çıkarılması, ülke sınırlarının ABD emperyalizmi tarafından yeniden belirlenmesi sürecinde, yerel siyasi aktörlerin sert küreselleşme dalgasıyla kurdukları eşgüdüm, yetmez ama evetçiliktir. Bu eşgüdüm gerek sivil örümcek ağları ile, gerek siyasi partiler üzerinden, gerekse çeşitli silahlı terör örgütleri tarafından ifade edilir.

Elbette AKP iktidarının 2007-2013 döneminde BOP eş başkanlığını yürüttüğü, PKK açılımı yaptığı, Ermenistan’a zeytin dalı uzattığı, ulus devletin tüm kurumlarına saldırdığı, kimlik siyasetini öne çıkardığı, cumhuriyet rejimini alaşağı ettiği, FETÖ ve PKK ile el ele Türk ordusunun subaylarını cezaevine yolladığı aşamada, yani sert küreselleşme dalgası eserken, yetmez ama evetçilik, AKP’ye verilen destek olarak algılanmıştır ve hala algılanmaktadır. Ancak AKP’nin de küreselleşmenin yerel aktörü olduğu hesaba katıldığında, durum daha geniş bir perspektiften kavranabilir.

2007-2013 dönemindeki üçlü küreselleşme koalisyonu, yani AKP + FETÖ + PKK, hâkim olduğu sivil örümcek ağları ile, küreselleşme dalgasına direnen siyasi grupları çeşitli şekillerde hedef göstermiştir. Ulusalcı dinozor, laikçi teyze, CHP’nin geçmişten gelen şeysi gibi parodileştirmeler ilk akla gelenler. Yine bu dönemde özgürlükçü laiklik ve anadilde eğitim talebi öne çıkarılmış, akil adamlar üzerinden FETÖ-PKK açılım süreci hızlandırılmış, yargının milli irade yani FETÖ tarafından belirlenmesi oylandığında (2010 referandumu), PKK Doğu’da boykot Batı’da YAE diyerek üçlü küreselleşme koalisyonuna desteğini sonuna kadar sunmuştur.

Bu sürecin sonunda laiklik ve yargı bağımsızlığı büyük ölçüde aşınmış, neoliberalizme uygun bir anayasa değişikliği yapılmıştır. Ancak Batıyla kurulan iktisadi bağın temel aktörü olan AKP süreçten zayıflayarak çıkmıştır. Çünkü bir yandan üçlü küreselleşme koalisyonu açısından işler yolunda giderken, diğer yandan PKK açılımı sebebiyle halkın AKP’ye verdiği destek %30’lara kadar geriler. Yani bir yandan sert küreselleşme dalgası Türkiye’yi boğarken, öte yandan AKP’ye oy veren kitle, desteğini yavaş yavaş geri çekmeye başlar. İşte tam bu noktada, 2013 sonu veya 2014 başı da diyebiliriz buna, birbirine tezat iki süreç kendisini üçlü koalisyondaki dalgalanmalar şeklinde ifade etmeye başlıyor. AKP ile FETÖ, AKP ile PKK hem küreselleşme sürecini yürütmekte, hem de sık sık kavgaya tutuşmaktadır. Bu karmaşık dönemin sonucunda nihayet kumpas davaları çökmüş, AKP Doğu’da bölücü terör örgütünün üzerine yürüme kararı alan TSK’ya destek vermiş, FETÖ darbe yapmıştır. Yani Türkiye’deki dinamikler üçlü küreselleşme koalisyonunu hallaç pamuğu gibi dağıtmış, önceden dost olanlar azılı düşman olarak bulmuşlardır kendilerini.

Peki bu durumda devam etmekte olan savaş, saray savaşı mıdır yoksa vatan savaşı mı? Aslında bu ifadelerin ikisi de doğru. Ama bağlamlarına göre. Çünkü AKP, eski ortaklarının başına geleni yaşamamak, hayatta kalmak ve iktidarını sürdürmek için, meşruiyeti tartışılmaz olan vatan savaşına sarılmak dışında çare bulamamıştır. Aksi takdirde küreselleşme süreci karşısındaki millici dinamik, AKP’yi de ezip geçecektir. Bir başka deyişle, saray savaşı, saray açısından bakıldığında doğru bir ifadedir, çünkü koalisyonun üçüncü ortağının çaresizce seçtiği son hayatta kalma yöntemidir. Ancak savaşa ülke bağımsızlığı açısından bakıldığında, sürmekte olan şey bu sefer meşru bir vatan savaşıdır; ve tarihi AKP’den çok daha eskilere dayanır.

Bugün gelinen noktada, Türk ordusu ile ABD destekli PKK’nın savaşı sürüyor. Yetmez ama evetçiler ve PKK, bazen savaşa hayır, bazense laiklik diyerek (nedense 10 sene sonra geldi akıllarına laiklik), küreselleşmeci siyasetlerini sürdürüyorlar. Yetmez ama evetçilere biat eden bir kısım sosyalist de onlara katılmış halde savaşa hayır türküsü tutturmuş durumda. Bir başka deyişle, küreselleşme yanlılarının dünkü ve bugünkü politikaları arasında bir çelişki yok, yine PKK’yı, yine Büyük Ortadoğu Projesini savunuyorlar. Değişen tek şey koalisyona AKP’nin değil çeşitli sosyalist grupların katılmış olması. AKP ise kafası kopmuş tavuk gibi, hem Batı’dan kopmayayım, hem ABD-PKK’yı cephede yeneyim gibi, çelişkili, tutarsız bir siyaseti sürdürme derdinde ve bu sebeple de sık sık dış politikada zaaflar veriyor.

Savaşa hayır şiarıyla geri dönen yetmez ama evetçiliğin AKP karşısında bir şansı olabilir mi? Tahmin ediyoruz ki bu mümkün değil, çünkü Türkiye’deki millici süreç, küreselciliği en kuvvetli halindeyken savurmuş ve dağıtmıştır, bu koalisyonun yeniden eski gücüne kavuşması hayalden öte bir şey değil. Peki bu durumda AKP’yi ve yükselen gerici dalgayı nasıl indireceğiz? Laiklik konusunda yapılan hata, yani 5-10 sene ardından, iş işten geçtikten sonra, hem de PKK’yla yan yana laik cephe kurma fikri nasıl hatalıysa ve bugün birçok kişi tarafından öyle olduğu kabul ediliyorsa, vatan konusunda da aynı hataya düşülmemeli. Dikkat edilmelidir ki, geçmişte laikçi teyze parodisi yapanlarla bugün milli mevzici parodisi yapanlar aynı kişilerdir, aynı küreselleşmeci politikanın taraftarıdırlar. Yine unutulmamalıdır ki, 5-10 sene önce kurulamayan ya da çöken laiklik cephesini küreselleşme ile diriltmek mümkün değildir, özgürlükçü laiklik çıkar ancak oradan. Dolayısıyla kaybedilen mevziiyi düşman ile tahkim etmek soruna bir çözüm getirmeyecektir.

AKP’yi iktidardan indirmek isteyen bir politika Türkiye’nin meşru müdafaa hatlarıyla kavga ederek amacına ulaşamaz. Küreselleşme ile kurulan müttefiklik ilişkisi hem AKP’yi yaratan zemini ortadan kaldırmayacaktır, hem de zaten toplumdan kitlesel bir destek bulamamaktadır. Bu sebeple, AKP’ye gerçekten muhalif bir çizgi ancak şöyle başarıya ulaşabilir: Türkiye’nin vatan savunması kesinlikle desteklenmeli, laiklik vatana düşman cephelerin içinden değil vatansever bir cepheden savunulmalı (Türk devriminin ruhuna uygun olarak). AKP’nin Batı emperyalizmi karşısındaki tutarsız durumu halka ifşa edilmeli, yani Türk ordusu PKK ile savaşırken AKP’nin nereye kadar gidebileceğinin meçhul olması, ABD ile anlaşma zeminini açık tutması, dış politikadaki tutarsızlıklar, iç ve dış müttefiklerin kaygan bir zeminde durması, AKP’nin hala içinde bulunan FETÖ artıkları gibi konularda söz söylenmelidir. AKP, uzun bir sürecin sonunda ters düştüğü küreselleşmeci politikaların bakış açısından değil, bu politikalardan hala tam olarak kopamıyor oluşu üzerinden eleştirilmelidir.

Geri dönen yetmez ama evetçilik, bu sefer laikçi teyze parodisi yerine milli mevzici parodisi yapmakta, laikliği vatan ile çatıştırmakta, böylelikle muhalefet tarafından kurulacak ve AKP’nin tutarsız politikalarını halkımıza ifşa edecek muhalif bir milli cephenin örgütlenmesini engellemeye çalışmaktadır. Bilinmelidir ki, vatan kurtulmadan laiklik geldiği görülmüş şey değildir. Küreselleşmecilerin laiklik getirdiği de görülmüş şey değildir. Cumhuriyetimiz, önce devletçiliği terk ediş, sonra laikliğin aşınması ve nihayet bugün vatan bütünlüğün parçalanması üzerinden sökülmek istenmektedir; cumhuriyetçi ve vatansever güçler, bilimsel bir bakış açısıyla önce nereyi savunacağını, sonraki yakın ve uzak hedefleri iyi belirlemeli ve buna uygun bir muhalif ses yükseltmelidir.

Hasan Kumlu

CEVAP VER