Solun Yitirdikleri ve Kazandıkları – Eray Saygınsoy

0
844

Türkiye solu önemli teori ve pratiklerle bugünlere gelebildi. Her parti çevresi bir geleneği sahiplenerek bugünlere ulaştı. Bugünlere ulaşırken Türkiye birçok dönemeçten geçti. Bu dönemeçler Türkiye soluna belli perspektifler katmış olsa da, son yıllarda sol; kazandıklarını birer birer yitirmeye devam ediyor. Bunlardan en önemlisi: Vatan ve Mustafa Kemal’dir. “Kendi vatanına düşman bir sol, insanlığa ne katabilir ki?”

Ülkemiz solunun en büyük mirası şüphesiz 68 kuşağıdır. Ne zaman Türkiye solu ile ilgili bir konu açılsın konu dönüp dolaşır 68 kuşağına mutlaka gelir. Tartışmalar 68 liderlerinin teori ve pratikleriyle zenginleşir. Zenginleşir ancak tartışma bitince her şey unutulur. Sol ne yazık ki, 68 kuşağının teori ve pratiklerini, bugünün koşullarına uygun bir şekilde doğru ve yanlışların belirlenmesiyle uygulamaktan çok; popülist söylemlerin malzemesi haline getirmekten öteye geçememektedir. Herkesin dilinde Deniz’ler, Mahir’ler dolaşırken, onların vatan sevgisi ve Atatürkçülüğü üzerine tek kelam etmek akıllara gelmiyor.

Milli Mücadele’ye katılmış sosyalistlerden, 68 kuşağının liderlerinden bugünlere baktığımızda Türkiye solunun büyük bir kısmının vatansızlık ve anti-Kemalizm bataklığına saplandığını görmekteyiz. Bu saplanışın vatanımıza ne faydası olmuştur? Solun bu bataklıktaki çırpınışı, Türkiye’de bir 68 etkisi yaratabilmiş midir? Sol, iktidara vatansızlık ve anti-Kemalist tutumla yaklaşmış mıdır? Yoksa bu tutumla liberaller ve İslamcılar ile “Türkiye’nin bağırsaklarını” mı temizlemiştir?

68 kuşağından çıkıp konuyu meşhur Küba devrimine getirelim. Bu popülist, slogancı solun en çok kullandığı isim şüphesiz dünya siyaset tarihine damga vurmuş, anti-emperyalist, büyük bir devrimci olan Fidel Castro’dur. Türkiye solu, Fidel Castro’nun, “Patrio o Muerte!” (Vatan ya da ölüm!) sözünü de kullanabilmekte midir? Ya da Fidel Castro’nun “Kendinize başka bir önder aramayın!” (Mustafa Kemal’i kastediyor) sözünü hatırlamakta mıdır?

Slogan devrimcisi olmak en kolayıdır. Önemli olan bu sloganlar ne kadar pratiklere şekil vermektedir? Türkiye solundaki partilerin neredeyse hepsi anti-emperyalist olduğunu söyler. Peki, bunu söyleyenler arasında kaç parti Rojava düşüne karşı çıkmıştır? Kaçının Amerika’nın taşeronu PKK/YPG’ye karşı çıktığı görülmektedir?

Sizce Amerikan emperyalizmi ve ortağı İsrail’e karşı savaşmış, canlarını vermiş Deniz Gezmiş, Mahir Çayan bugün vatan sevgilerini örtbas ederler miydi? Ya da Amerikan emperyalizminin taşeronu YPG/PKK’ya övgüler yağdırıp, emperyalizm ile kucaklaşırlar mıydı? Ülkemize birkaç gün önce gelen emperyalizmin temsilcisi Tillerson’a karşı eylem yapmak yerine, televizyonun karşısına oturup gelişini seyretmeyi mi tercih ederlerdi?

Tillerson’a karşı neden sadece iki parti eyleme kalkışmıştır? Bunu hiç sahte solun içinde bulunanlar sorgulamışlar mıdır? Bence sorgulamamışlardır, o yüzden; “Tillerson Defol!” diyerek eyleme kalkışmaktan kaçan partilerin içinde bulunan arkadaşlara tavsiyem; anti-emperyalizmi pratiğe taşımayanlarla, emperyalizm ile birleşenlerle vaktinizi harcamayın.

Konuyu daha fazla dağıtmadan ve soruları uzatmadan şunu söylemek istiyorum; vatan sevgisini yitirip, Mustafa Kemal’e sahip çıkma yörüngesinden çıkıp, karşı çıkanlar emperyalizmin dostu oldular, eklemlendiler. Türkiye’de Mustafa Kemal’i benimsemeden anti-emperyalist olmak bir yalandan ibarettir. Vatanından ve kurtarıcısından uzaklaşanlar; emperyalizm ile birleşip, karşı-devrimci bir konumda taşeronluk yapmaktan ileriye gidemezler.

Türkiye solundaki iktidara yürüme ve halkla birleşme sorununun yegâne çözümü: vatanı ve Mustafa Kemal’i sevmekten, benimsemekten geçer. Sol partiler sapmalarını büyük kafa karışıklıkları ile öne çıkaracağına, doğruları savunarak iktidara yürüyebilir. Eğer bu yapılmazsa; Türkiye solu ne 68 kuşağını ağzına almalıdır, ne anti-emperyalizmi, ne de gelenek olarak kabul ettikleri liderlerini.

Sol vatan ve Mustafa Kemal dışında Türkiye’de solu sol yapan neredeyse her şeyi yitirme noktasına gelmiştir. Bugünün gerçek devrimcileri, vatanına tekrar sarılıp, Mustafa Kemal’in bağımsızlık bayrağını en yukarıda taşımak zorundadır. Başka kurtuluş yok!

Ya istiklal, ya ölüm!

 

Eray Saygınsoy

CEVAP VER