Türkiye Sağı’nın Tarihsel Krizi – Oğuz Kaan Yolcu

0
979

Türk Siyasal Hayatının belki de en pragmatik partisi olarak yorumlayabileceğimiz AKP, kurulduğundan bu yana hedeflediği siyasal islam siyasetini merkeze alarak çeşitli ideolojik çevrelerle ittifaklar gerçekleştirdi. Kuruluşunun ilk yıllarında 28 Şubat mağduriyeti ve türbana özgürlük söylemleriyle neoliberal soldan muhafazakar demokratlara, AB’ci ve Amerikancı söylemlerle liberallere uzanan bir destek ağını ördü. Bu destek Gülen cemaatiyle kurduğu iktidar ittifakıyla pekiştirildi. Çözüm sürecine giden dönemde Kürtçü siyasal hareketle bir araya gelerek terör örgütleriyle masaya oturulacak süreci başlattı. Bu geniş ittifaklar siyaseti üzerindeki çatlaklar 2012’den itibaren kendini göstermeye başladı.

2013’te Gezi’de başlayan halk ayaklanması ve Gezi’de uygulanan orantısız polis şiddeti liberallerle, 2014’te yayınlanan yolsuzluk kasetleri Gülen cemaatiyle olan ittifak krizlerinin derinleşmesine yol açtı. İktidarı paylaşamama yolunda derinleşen bu yönetme krizi 7 Haziran 2015 seçimlerinde görünürleşti. 2002’den bu yana ilk defa tek başına hükümet kuramayan AKP, stratejik bir dönüşle yıllardır siyasal islam projesi için kurduğu ittifak çevrelerini yaşanan krizin sorumluları haline getirdi ve kendi iktidarını pekiştirmek amacıyla başlattığı “çözüm sürecini” yine kendi iktidarının devamı için sonlandırdı. O dönem ülke genelinde yaşanan terörü de siyasal rant için kullanarak Kasım seçimlerinde yeniden tek başına iktidara geldi. Bu süreçten sonra muhafazakar-milliyetçi çevrelerle ittifak kurma yolunda adımlar attı.

Gelinen süreçte AKP’nin bir ittifaklar siyaseti olduğu ve kurulduğundan bu yana güttüğü siyasal islam siyasetini bu ittifaklar çevresinde oluşturduğu söylenebilir. AKP’nin bugün inşa etmeye çalıştığı “yerli ve milli” söylemleri, MHP, BBP ve diğer çeşitli muhafazakar-milliyetçi partilerle kurduğu “milli ittifak”ı anlayabilmek ve bu ittifakın son derece kırılgan bir yapıya sahip olduğunu görebilmek için Türkiye sağının tarihsel geçmişine bakmak gerekiyor.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek başlayalım; Türkiye’de otoriterleşme yolunda ilerleyen tüm sağ partilerin yönetememe krizlerinde yanaştıkları liman “yerli ve milli“ söylemler olmuştur. Milliyetçi, milli veya vatan cepheleri adı altında despotik, gerici ve Cumhuriyetin kazanımlarını yıkıcı, anti-kemalist siyasal programlar bu kılıflar altında uygulamaya konulmuştur. Somutlaştırarak örneklendirelim :

1950’de iktidara geldikten sonra NATO’ya girebilmek için Türk askerini Kore’de Amerikan conisine kalkan yapan, Marshall Yardımları ile Türkiye’yi ekonomik ve siyasi anlamda bağımlılaştıran Demokrat Parti, 1957 seçimlerinde ilk defa yüzde 50’nin altına düşmüş ve bu seçimlerden sonra 1958’de Vatan Cephesi’ni kurmaya başlamıştır. Yıkılmıştır.

1970’li yıllarda ülkeyi Ortak Pazar’a koyanlar, ülkenin dört bir yanını Amerikan üslerine pazarlayanlar, kontrgerillayı örgütleyenler 1975’lerden sonra Milliyetçi Cephe hükümetleri kurmaya başlamışlardır. Yıkılmışlardır.

2002 yılında Amerika’nın emperyalist projeleri doğrultusunda kurulan, AB kapılarında çözüm arayan, Türkiye’yi ABD’nin ileri karakolu haline getiren AKP iktidarının da bugün kullandığı söylemler, “milli” ittifaklar derinleşen “ Yönetememe Krizi” nin göstergesidir.

İktidarın bu kırılgan yapısını görmenin ve bu kırılgan yapıyı yıkacak gerçek milli, Kemalist, tam Bağımsızlıkçı muhalefet hattını inşa etmenin gerekliliği ortadadır. Sonu geriye dönüşlerle değil Cumhuriyet’in kazanımları doğrultusunda ileri sıçrayışlarla sürecek bir mücadele programı bu ülkenin 200 yıllık devrimci birikiminde saklıdır. Halkın ekonomik sorunlarını siyasal mücadele eksenine taşıyacak, yığınların teoriyi anlaması yerine teorinin yığınları kavraması gerektiğini özümseyecek bir Kemalist kadro hareketi önümüzde duran tarihsel bir görevdir.

Oğuz Kaan Yolcu

CEVAP VER