Emperyalizmin Ağına Yakalananlar – Salih Tüfekçioğlu

0
1227

1970’lerden itibaren, küreselleşme süreci ile ortaya çıkan yeni oryantalizmin (postmodernitenin), solu sağın tarafına savurduğunu bir önceki yazımda anlatmaya çalışmıştım. Buna göre aydınlanma ve Marksizm gibi dünya çapında işlerliği olan meta anlatıların çöktüğü kabul edilmiş, dünya yeniden Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmış; aydınlanmış insan tipi Batı’ya, aydınlanmaya ve ulus devlete direnen çok kültürlü toplum ve geleneksel kimliklerin çokluğu ise Doğu’ya tahsis edilmiştir (postkolonyalizm).

Küreselleşmeci liberal sağ, elbette ulus devletleri aşındırmak için bu süreci desteklerken; sürecin kendisi aynı zamanda, solu ulus devletlere karşıtlık olarak ele alan çeşitli sosyal demokrat, özgürlükçü sosyalist, kimlikçi sol, liberal sol grupları aynı tarafa savurmuştur. Böylelikle hem küreselleşmeci sağ, hem de yeni-sol gruplar aynı cephe içinde, özgürlük ve insan hakları retoriği altında, ulus devletin bastırıcı mekanizmalarına, çarpık modernleşme süreçlerine, tek tipleştirmeye vb. karşı mücadele etmiştir.

Bu küreselci cephenin ülkemizdeki en uç örneği Abant toplantılarıdır. Ancak çok daha öncesinde de, 1970’lerden itibaren, ulus devlet karşıtlığı sol literatür içinde yer bulmaya başlamış, 1980’lerden itibaren ise ulus devlet karşıtlığı neredeyse, solun olmazsa olmaz ilkesi haline getirilmiştir. 2014’e kadar yeni-sol grupların küreselleşmeci ve çok kimlikçi AKP iktidarlarına verdikleri destek de bu sebeple, vahim bir yanılgının ya da kısa vadeli bir siyasi avantaj yakalama hırsının sonucu değil, daha çok, siyasi pozisyonlardaki bu kayganlığın eseridir. Şimdi aşağıdaki alıntıya göz atalım:

Cumhuriyet mühendisleri Anadolu sathında Türk’ten başka kimse görmek istemiyorlardı. Bu yeni Türk tanımına uymayan ve kendini uyduramayan herkes hasım ilan edildi. İttihat Terakki kadroları ve Cumhuriyetin kurucu liderleri, Osmanlı’daki anasır milliyetçiliğine cevap olarak, etno-seküler Türk milliyetçiliğini savundu. Buna ilaveten merkezi kontrolü ve güvenliği sağlamak adına kozmopolit ve çoğulcu toplum yapısının yerine homojen, merkeziyetçi ve güvenlik-eksenli bir devlet ve toplum yapısı inşa etmek istedi… Çarpık bir tarih ve coğrafya okumasına dayanan, küresel sistemin dinamiklerini anlamaktan yoksun bir bakış açısıyla formüle edilen milli güvenlik ve dış tehdit algısı, Türkiye’yi yıllarca “dört tarafı düşmanlarla çevrili” bir hayalet ülke haline getirdi…

Bugün gelinen nokta öyle karmaşıktır ki, yukarıdaki alıntının kimin kaleminden çıktığı ilk bakışta belli değil. Birkaç ihtimal üzerinde durabiliriz. Bu paragrafın yazarı HDP veya onun kuyruğundaki partilerin birinde çalışan bir siyasetçi olabilir şüphesiz, veya Birikim, Radikal 2, Taraf gibi çevrelerden bir sol liberal olabilir. Ama ihtimaller göründüğünden fazladır. Yazar, Gezi sonrası ortaya çıkan yeni platformlarda ya da Y-CHP’de çalışıyor da olabilir. Daha başka seçenekler de var. Örneğin bunu Graham Fuller yazmış olabilir mi veya başka bir CIA ajanı veyahut sivil toplum kuruluşlarında faal bir aktivist? Görüleceği üzere, devrimci Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ayarlarına yönelik bu sert eleştiri, açıktan aldığı siyasi pozisyonuna rağmen, yazarının siyasi görüşünü kolayca ele vermemektedir. Yazarın solcu mu sağcı mı, solcuysa hangi tarz bir solcu, sosyalist mi, liberal mi, sivil toplumcu mu, CIA ajanı mı olduğu tamamen karanlıktadır. Bu kısa alıntı boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ayarları asimilasyoncu etnik milliyetçilik ve bölünme paranoyası şeklinde özetlenmiştir, iyi ama bunu söyleyen kimdir?

Bu muammanın sebebi, yukarıda söz ettiğimiz gibi, küreselleşme sürecinin solun büyük bir bölümünü sağın tarafına savurmuş olmasıdır. Ve bu savrulma öyle şiddetlidir ki, alıntıladığımız küçük bir metnin yazarının siyasi görüşünü dahi tahmin etmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Ülkemizde küreselleşme sürecinin en önemli aktörlerinin 2002’den itibaren AKP ve FETÖ olduğunu, 2007’den itibaren buraya PKK’nın da katıldığını, ancak çeşitli sebeplerle (AKP oylarının düşmesi, başkanlık sisteminde ısrar edilmesi, PKK’nın işlediği cinayetler, halkın AKP / FETÖ / PKK koalisyonundan desteğini büyük oranda çekmesi vs.), 2014 sonu ve 2015’ten itibaren, AKP’nin eski siyasi pozisyonunu sürdüremediğini biliyoruz. Bunun neticesinde FETÖ terör örgütü ilan edilmiş, Türk ordusu PKK’nın üzerine yürümüş, Davutoğlu görevden alınmış, Rusya ile yakınlaşma sağlanmıştır. Şüphesiz ki AKP’nin felsefi ve ideolojik olarak çok kültürcü, muhafazakar ve neoliberal eksenli siyasetinden vazgeçtiğini iddia etmiyoruz; ortaya çıkan durum daha çok, bölünme tehdidinin aşikar hale gelmesiyle birlikte halkın AKP’den desteğini çekmesi, ve sonrasında AKP’nin eski küreselleşmeci politikalarını sürdüremez hale gelişinin bir neticesidir.

Ancak unutulmamalıdır ki, 2002’de küreselleşmeyi icat eden AKP değildir, aksine AKP’nin mucidi küreselleşmeci güçlerdir.  Dolayısıyla AKP’nin kısmen boşalttığı bir mevzi, sağın tarafına savrulan yeni-sol tarafından pekâlâ doldurulabilir. Yani bu küreselleşmeci konumu liberaller, sosyal demokratlar, özgürlükçü sosyalistler ve kimlikçi partiler de, hatta buraya Gezi sonrası (ama elbette Türk bayrağını ve Atatürk’ü Gezi’den tahliye ederek) eklemlenen çeşitli platformlar ve eğilimler de, bugün fazlasıyla savunmaktadır. Zaten yukarıdaki alıntının yazarının kim olduğunun, hangi görüşten olduğunun belirsiz olması da, bu pozisyonu doldurabilecek siyasetlerin bolluğundan kaynaklanmaktadır.

Alıntının yazarı mevcut cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın (Akıl ve Erdem, 2013). Ancak çeşitli sosyalist siyasi partilerden, liberallerden, Birikim çevresinden, HDP ve kuyruğundan ayrı ayrı onlarca isim de söylesem doğrusunu bilemeyecek ve inanacaktınız. Bu oldukça normal, çünkü bu siyasi perspektiflerin her birinden bu metnin üretilmesi mümkündür. Hala da üretilmektedir. O halde, AKP’nin kısmen boşalttığı küreselleşmeci konumun yeni taliplerinin şimdiki AKP’ye yönelik muhalefetinin, daha doğrusu sözde muhalefetinin, ülkemizdeki tıkanıklığın temel sebebi olduğunu da söylememiz gerekir. Bu durumda AKP’nin eski politikalarını soldan ve sağdan sahiplenerek AKP’ye muhalefet etmek ne kazandıracaktır ve ayrıca neye, kimlere hizmet edecektir? Dahası şunu da sormamız lazım, muhalefetteki bu AKP’li olma yarışının sebebi nedir? Neden AKP’li olmaya can atıyorsunuz? Bugün Türkiye siyasetinin önüne koyması gereken soruların temel ekseni de bunlardır.

AKP’nin gerçek muhalifleri için ise sorunlar şüphesiz bambaşka ve bu yazının konusu değil. Ama en azından küreselleşmeci güçlerin kuyruğunda veya emperyalizmin ağına yakalanmış bir muhalefet olmadığı ve olamayacağı şimdiden apaçık.

Salih Tüfekçioğlu

CEVAP VER