Sert Küreselleşme – İlteriş Civelek

0
743

20. yüzyılda teknik gelişimin ivmelenmesi ile birlikte siyasi kavramlar daha hızlı bir şekilde güncellenmek durumunda kaldı. Özellikle ulaşım ve iletişim alanlarındaki çeşitlenme ve hızlanma toplumların evriminde başat parametreler olmaya başladı. Bu gerçekliğin, niteliksel ve niceliksel anlamda yaşanan gelişme sürecinin, toplumsal anlamda önümüze koyduğu en ciddi meselelerden biri küreselleşme kavramıdır. Teknik gelişimin iteklemeleriyle, toplumların dönüşümünde doğal bir yöneliş olarak, tarihsel sürecindeki ilk anlamıyla bir küreselleşme olgusundan bahsetmek zorundayız. Bu anlamıyla, bir süreç olarak küreselleşme, ulaşım ve iletişimin çeşitlenip hızlanmasına dayanan dönüşümlerin barındırdığı evrimsel normlara tabi olmalıdır.

Ne var ki, henüz emperyalizm çelişmesi ve ona bağlı sınıfsal çatışmalar ortadan kalkmadığı için, olguya ilişkin bu sürecin yarattığı dönüşüm ezen-ezilen çatışmasını derinleştirecek hamleleri de içine almaya başlamış ve kavramın tarihsel süreçteki ilk anlamındaki hüviyeti değişmiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz ve toplumsal dönüşüm dinamikleri barındıran süreç, insanlığın teknikte yaptığı ilerlemenin önümüze koyduğu doğal bir olgudan daha çok emperyalist müdahaleler ile büyük burjuvanın çıkarı lehinde gelişen bir dayatma halini almıştır. Bu sebeple, artık, kavramın ham haliyle küreselleşme karşı karşıya kaldığımız olguyu tam olarak açıklayamamaktadır. Doğal bir devinimin öznesi olan küreselleşmenin kültürel, siyasi ve ekonomik alanlarda yaptığı dönüşümlerin hızına ve yönüne uluslararası finans kapitallerinin yaptığı ciddi etkiler ile yaratılan gerçekliğe sert küreselleşme demek yerinde olacaktır.

Sert küreselleşme kavramı ile açıklamayı deneyeceğim içinde bulunduğumuz dayatma, bir süreç olarak küreselleşme olgusunu da kapsasa da onun kültürel, siyasi ve ekonomik alanlarda yaptığı etkiyi emperyalizmin araçları ile dönüştüren ve emperyalist hedefler doğrultusunda hizaya sokan uluslararası sermaye gruplarının tahakkümündedir. Sınıfsal bir çelişmeye dayanan sert küreselleşme en ciddi hamlesini, hedefi itibariyle, ekonomik alanda yapmaktadır. Uluslararası sermaye gruplarının küresel anlamda tekelleşmesini öngören bu dayatma önündeki engeller ile savaşırken küreselleşmenin toplumların önüne koyduğu siyasi ve kültürel dönüşümleri de tahrip ederek hedefi doğrultusunda yönlendirmektedir. Kısaca, uluslararası sermaye ulaşım ve iletişimdeki çeşitlilik ve hızlanmanın insanlığı götürdüğü yeri dizayn yoluyla kontrol etmek istemektedir: sert küreselleşme, teknik gelişmeler ile ortaya çıkan durumun zor kullanılarak ivmelendirildiği ve inşa edilmek istenen düzenin kurallarının tamamen mevcut ekonomik erklerin lehine olduğu bir dayatmadır.

Kabaca, küreselleşme emareleri gösteren teknik gelişmelerin alan açtığı yeri kendi sermaye güçleri ile doldurarak dünyanın birçok yerinde aynı tip/marka ayakkabıların giyilmesi, aynı marka kahvenin tüketilmesi vs. yoluyla küresel anlamda bir tekelleşme hedefi mevcut ekonomik erklerin lehine olacağı açıktır. Bu sürecin ivmelendirilmek istenmesinin sebebi de hâlihazırda tekelleşebilecek güçte olan sermaye gruplarının bunu avantaj olarak görmeleridir: şu an yaşanacak böyle bir dönüşüm –tekelleşme yetisi hali hazırda onlarda olduğu için- onları küresel boyutta tekeller yapacaktır. (Bu durum finans kapitalleri ve burjuvazi içinde bir çatışma doğurmuştur.)

Bu isteğin somut yansımaları:

  • Sermayenin ciddi bölümüne sahip oldukları süreçte sınıfsal çıkarını artırmak için önemli ölçüde bir tahakküm istemek,

 

  • Gümrük, üretim araçlarına sahip diğer görece daha küçük sermayeler gibi engelleri bu süreçte ortadan kaldırmaktır.

İlk madde, teknik gelişimlerin toplumlarda yarattığı doğal yönelişleri hızlandırmak; kültürel ve siyasi alanda küreselleşme yönelimli eğilimleri etkin kıldıracak bir dönüşümü ivmelendirmektir. Buradaki dayatma küreselleşme somut anlamda gerçekleşeceği zamana müdahale etmektir. Sebebini yukarıda açıklamaya çalıştığımız bu durumun sonucu özellikle 1991’den sonra ortaya çıkan tablo ile belirginleşmiştir. Belirginleşen sonuçlardan ilki tek kutuplu bir dünya dayatması altında küreselci ideolojilerin yükselişidir. Ülkelerdeki sağ ve sol eğilimli ideolojilerin çoğunda bu yıllardan itibaren somut olarak fark edilen dönüşümler bu hedefe hizmet etmiştir. Özellikle Avrupa solu içerisinde yaşanan dönüşümler emperyalizmin dinamiği olan sert küreselleşme ağına yakalanmıştır. 

Aydınlanmanın bir ürünü olarak modern toplumların yönetişim pratiği olan ulus devlet yapısı hem sağdan hem de soldan üretilen tezlerle sınanmaya başlamıştır. Türkiye’de şahit olunan birkaç somut örnek bunu daha iyi ortaya koyacaktır.

Sağ içerisinde

  • İslamcıların yenilikçi denen kanatları yer yer Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine dayanarak, yer yer bu tezle akademik münakaşaya girerek liberallerin büyük desteğini verdiği Medeniyetler İttifakı projesine girişmiştir. (BOP içerisinde de birlikte çalıştıklarını ifade eden İspanya ve Türkiye başbakanları öncülüğünde)

 

  • Fethullahçı terör örgütünün en önemli kültürel çalışmalarından biri olduğunu bildiğimiz dinler arası diyalog projesi de çok kültürlülük tezleri içinde mezhebi ve dini farklılıkları kullanarak ve dayatılan küreselleşme modeline uygun şekilde yontarak bu ideale daha hızlı ulaşmak için –sert metotlarla- girişilen bir diğer vakadır.

Sol içerisinde

  • Avrupa solunda yaşanan Marksizm içindeki terminoloji tartışmaları ile radikal demokrasi görüşleri sol içerisinde gelişmeye ve sol liberteryen, özgürlükçü sosyalizm vs gruplarda karşılık bulmaya başlamış ve etnisite, yaşam tarzı kimliklerini siyasileştirmeye çalışmıştır.

Sağ ve sol içerisindeki sert küreselleşme hedefi güdenlerde kültürel ve siyasi alanlarda birbirini tamamlayıcı iki gelişme var: ilki modern ulus yapısını dağıtacak etnik/mezhep/yaşam tarzının siyasallaşması vb siyasi söylemlerle yurttaşlık hukukuna saldırmak; ikincisi de bunlar yaşanırken yıkılan düzenin yerini alacak düzenin taşlarını döşemek.

Sert küreselleşmeciliğin aydınlanmanın modern toplum tezi olan ulus yapısına saldırmasının kültürel altyapısı modernizmi reddederek post modernizm savunusudur. Siyasi anlamda ulus devlete yönelen bir kalkışma olan bu durum sağdan sola birçok siyasi eğilimin içinde federe ya da konfedere bir tahayyül geliştirmiştir. Bu sistematik durumun ekonomik gerekçesi ve sonuçlarının tahlili çarpıcıdır.

Ulus devletler gümrük politikaları, üretim konusundaki inisiyatifleri, ithal ikamecilik gibi stratejiler barındırması vb sebeplerden ötürü küresel boyutta tekeller yaratma hedefi önünde ciddi engellerdir. Bu sebeple federe/konfedere yönetimlere yönelme yoluyla ulus devletlerin orta vadede devletçiklere bölünmesi ilk aşamada bu engeli ortadan kaldıracaktır. Ardından etnik/mezhep vb kaşımalar sebebiyle bir bölünme yaşanacağı için tarihsel sorunların ortaya koyacağı husumet bu devletçikler arasındaki ticari ilişkileri de olumsuz etkileyecek ve üretme potansiyeli barındırmayan devletçikler mecburi olarak sınırlarını uluslararası sermaye için geçirgen kılmak zorunda kalacaktır. Bu aşamada hepsi aynı uluslararası sermayelerin ürünlerini tüketen toplumların yaşam tarzlarının benzeştirilmesi; dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı gibi gelişmeler ile çok kültürlülük içinde benzeştirmeler yaratılması; tek kutuplu dünyanın dayattığı liberal batı demokrasinin tezleri ile siyasi aynılaşmaların artması yoluyla bir küreselleşme dayatılacaktır.

Bu dayatmanın kaynağını izlenilen metotlardan ve yöneldiği hedeflerden ayırt edebilmek devam eden emperyalizm çelişmesinin bugünkü resmini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, emperyalizm çelişmesine bağlı olan sert küreselleşmecilik-ulusçuluk çelişmesini görmek anti emperyalist mevzi için kaçınılmazdır.

İlteriş Civelek

CEVAP VER