Açık Seçik – Doğan Avcıoğlu

0
1410
Bazıları sanıyorlar ki sosyalizm tartışmaları, teorik planda bilgiçlik taslamak için başlatılmıştır; hayır. YÖN, eyleme ışık tutmayan bilgiçliği, aydın gevezeliği saymış ve bundan daima kaçınmıştır. Esasen YÖN’ün gücü ve başarısı Türkiye’nin somut davalarını teker teker gün ışığına çıkarmasından ileri gelmektedir. Sosyalizm gevezelikleri yapmaktan değil.
Sosyalizm tartışmalarını da TİP yöneticileri tehlikeli bir yola girme eğilimi gösterdikleri için başlattık: İkinci Kurtuluş Savaşından söz eden, emperyalizm ile işbirlikçilerine karşı ön safta şerefli bir mücadele veren ve bütün milliyetçilerin birleşmesini haklı olarak isteyen TİP yöneticileri, parlamentoya alıştıktan sonra, tehlikeli tezler ileri sürmeye başlamışlardır. İnönü Hükümeti’nin anormal biçimde düşürülmesi üzerine, “Türkiye’nin politik ve ekonomik bakımdan tam bağımsız bir devlet haline gelmesi ve yaşaması, bugün Türk milleti için bir ölüm kalım meselesidir. Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi, milletimizin namuslu, yürekli ve gerçekten yurtsever kuvvetlerinin bir milli cephe halinde işbirliği etmeleri ve dayanışmaları kutsal bir ödevdir” diye Sayın Aybar’ın imzasıyla bir “Milli Cephe Çağrısı” yayınlayan TİP yöneticileri, önemli bir politika değişikliği yaparak, “Antiemperyalist mücadele, sosyalist mücadeledir. Bunu sosyalistler gerçekleştirir” demeye başlamışlardır. Artık, sosyalist olma şartına bakmadan “milletimizin namuslu, yürekli ve gerçekten yurtsever bütün kuvvetlerini bir milli cephede toplama” söz konusu değildir. Aksine, Milli Cephe Çağrısı’nda, “Geç de olsa, bağımsız ve kişiliği olan bir dış politika yürütme zorunluluğunu anlayarak ABD’yi endişelendirdi” diye övülen İnönü aleyhine “vatanı Amerikalılara peşkeş çekmek”ten, “bunun hesabının sorulacağından” söz açan parti bildirileri yayımlamıştır. Emperyalizm ve iş birlikçileriyle mücadeleyi ihmal pahasına, emperyalizmin en çok çekindiği güçlere yüklenme politikası, parti programı ile çatıştığı anlaşılan yeni ve çok orijinal teorilere bel bağlanmıştır. Yeni teorilere göre ilk Kurtuluş Savaşı’nı yapan ve 27 Mayıs’ı gerçekleştiren güçler “Osmanlı tipi ceberrut devletin halk düşmanı temsilcileri”dir. Emperyalizm ile iş birlikçilerinin egemenliğini sağlayan DP ve AP hareketleri ise “yörüngesine oturmamış halk devrimleri”dir. Bu mantıkla, Mustafa Kemal hareketinin ve 27 Mayıs’ın, faşist nitelikte karşı devrim sayılması gerekmektedir.
Milliyetçi güçleri bölen ve sosyalizmi tehlikeli bir “halk dalkavukluğu” halinde dejenere edebilecek olan bu tehlikeli eğilimler üzerinedir ki sosyalist strateji tartışmalarını zorunlu saydık. Tunçkanat’ın açıkladığı CIA raporunda, milliyetçi güçlerin birleşmesi en büyük tehlike olarak gösteriliyor ve bunun mutlaka önlenmesi isteniyordu. TİP yöneticilerinin herhalde iyi niyetli tutumu, objektif olarak, CIA planının uygulanmasını kolaylaştırıyordu. Tartışma, gerekli idi.
Tabii ki Türkiye’de çok zaman görüldüğü üzere, tartışma, yörüngesinden kaydırılmak istenmiştir. “Tepeden inmecilik, halk düşmanlığı, faşistlik, halksız sosyalizm” gibi yakıştırmalar, esas anlaşmazlık konusunu bir toz ve duman bulutu içinde unutturma çabasının sonucudur. İşçi ve köylülerin iktidara gelmesi yolunda mücadele veren bütün sosyalistlerin, en geniş demokrasi talebinden ve halkın safından ayrılmayacakları aşikardır. Faşizme kesinlikle karşı ve tam demokrasiden yana olduğumuz içindir ki faşizm ihracatçısı emperyalizmle ve iş birlikçileriyle mücadeleyi, bütün demokratik güçlerin el birliği ile yürütmelerini baş görev saymaktayız. Bunun içindir ki emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı çıkan bütün milliyetçi demokratik güçlerin birleşmesini engelleyen her türlü bölücü, ayırıcı davranışı şiddetle eleştirmekteyiz ve demokratik devrimi savunmaktayız.
Üzülerek söylemeliyiz ki ısrarlı uyarılara rağmen, TİP yöneticilerinin milliyetçi demokratik güçleri bölücü davranışları değişmiş değildir. TİP’in görüşlerini dile getirdiği belirtilen bir dergi, başyazısında TİP’li gençliğe Kızılay ve Beyazıt meydanlarına bağımsızlık sloganlarıyla dökülen öteki Atatürkçü gençlerden uzak durmayı önermektedir. TİP’in kontrolündeki bir öğrenci kulüpleri federasyonu, yayımladığı bültende, emperyalizme karşı cesur mücadelesiyle gururlandığımız Türkiye Milli Talebe Federasyonu da dahil “mevcut gençlik kuruluşlarının, aslında egemen güçlerin birer uydusu” olduklarını yazmaktadır. Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği seçimlerinde TİP’e bağlı grup, antiemperyalist “Kemalist Cephe”ye, AP’li grupla birlikte karşı çıkmaktadır. İlerici güçlerin bölünmesi, sosyalistliğin ve halkçılığın gereği sayılmaktadır. Geçen yıldan beri geliştirilen Halkçılık teorisine göre, “Halk, zinde kuvvetlere düşmandır. Sosyalistler, zinde kuvvetlerin paralelinde görünürlerse, halkla aralarında bir duvar çekmiş olacaklardır. Sosyalistler, zinde kuvvetlerin uzağında ve hatta karşısında yer almalıdırlar.” Zinde kuvvetler ile halk arasındaki uçurumu doldurmaya çalışacak yerde, zinde kuvvetleri “halk onları sevmiyor, Menderes’i seviyor” diye aforoz eden “Halk dalkavukluğu” teorisi, bu düşünce sahiplerini, zinde kuvvetlerin paraleline düşmekten kurtarmakta ama onları emperyalizm ve iş birlikçilerinin paraleline itmektedir.
TİP yöneticileri, ilerici gençliği bölücü bu tutumları ve teorileri önleyecek yerde teşvik etmektedirler. TİP yöneticilerinin sosyalist strateji konusunda son zamanlarda ileri sürdükleri görüşler, zinde kuvvetleri halk düşmanı sayan bu bölücü tutuma gerekçe hazırlamaktadır. Yöneticilerin görüşleri şöyle özetlenebilir: “Öncülüğünü bizim yapmadığımız antiemperyalist bir hareket ki sosyalist hareketten ayrılamaz, dejenere olmaya, faşizme kaymaya ve tekrar emperyalizmin kucağına düşmeye mahkumdur.” Pek iyi, pek güzel. Sosyalizme göre aslında çok daha mütevazı bir hedef olan antiemperyalist mücadelede, işçi sınıfını temsil ettiğini ileri süren TİP, buyursun öncülüğü ele alsın. Buna kimsenin itirazı yok. Ama TİP teorisyenleri diyorlar ki. “Öncülüğü milli burjuvazi kapacak.” Çok zayıf olduğunu kendilerinin söyledikleri milli burjuvazi önderliği ele geçirebileceğine göre, TİP halen harekete öncülük edebilecek güçte değildir. Peki, TİP hareketin öncülüğünü yapacak duruma gelene kadar ne eyleyeceğiz? Tarih duracak ve TİP yöneticilerinin “hazırız” demelerini mi bekleyecektir?
Türkiye’de Demirel-Feyzioğlu ikilisi ile bir “Filipin Demokrasisi” kurma yolunda ciddi çaba gösteren emperyalizm, sosyalist güçlerle, tarihi görevlerini yapacakları güne kadar bir mütareke mi imzalayacaktır? Haydi, tarihi de durduralım ve emperyalizme mütareke imzalatalım. Bu bekleme döneminde TİP yöneticilerine düşen iş nedir? Emperyalizm ve iş birlikçilerini ihmal edip enerjilerini öteki antiemperyalist güçleri kötüleme yolunda harcamak mı? Pasif direnme kampanyasını, Amerikalılara ters bakmaktan ibaret bir mizah konusu haline getirmek mi? Kendi teşkilatının, kanun çerçevesinde, antiemperyalist mitingler düzenleme isteğine karşı çıkmak mı? “Sonra emekçi sınıflarla aranıza duvar çekilir” gerekçesiyle, TİP’li gençliği öteki ilerici gençlik hareketlerinden ayırmak mı? Kızılay ve Beyazıt meydanlarına dökülen ilerici gençliği halk düşmanı ilan etmek mi?
Sayın Behice Boran, “Birinci Kurtuluş Savaşı, milli burjuvazinin önderliğinde kaldığından dejenere oldu” diyor. İkinci Kurtuluş Savaşı’nı yapmaya çıkan Boran, ilk savaşta bulunsaydı, “Kurtuluş Savaşı nasıl olsa dejenere edilecektir, çünkü bizim liderliğimizde değildir” diye savaşı mı bırakacaktı? Proletaryaya “Madem öncü değilsiniz, savaştan vazgeçin, öncülüğe hazırlanın” direktifi mi verecekti?
TİP’in son teorileri, bu ölçüde anlamsız sonuçlara götürmektedir. Şüphesiz, parti olarak TİP; öteki ilerici siyasi teşekküllerle rekabet halindedir. Bu rekabette TİP’e düşen görev CIA’yı fena halde telaşlandıran olumlu gelişmeleri, ille de olumsuz göstermek ve milliyetçi güç birliğini engelleyici teoriler icat etmek değil, daha büyük bir güçle, emperyalizmin ve iş birlikçilerinin karşısına dikilerek ve daha kararlı bir mücadele örneği vererek, taraftarlarını çoğaltmaktır.
TİP yöneticileri, AP iktidarından önce bu doğru yoldaydılar. “Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi, milletimizin bütün namuslu, yürekli ve gerçekten yurtsever kuvvetlerinin bir milli cephe halinde işbirliği etmeleri ve dayanışmaları kutsal bir ödevdir” derken, bizim de yürekten paylaştığımız ve bugün de ısrarla savunduğumuz bir çağrıyı dile getirmekteydiler. AP iktidara geldiğinden beri ne değişmiştir de dün kutsal ödev sayılan Milli Cephe Çağrısı yırtılıp atılmıştır? TİP yöneticilerinden emperyalizmi ve iş birlikçilerini pek sevindiren bu önemli politika değişikliğinin nedenlerini açıklamalarını istemek hakkımızdır.
Doğan Avcıoğlu
Yön, Sayı 199, 20 Ocak 1967

CEVAP VER