Türk Büyükelçiliği: Caz için alışılmadık bir yuva – J. Freedom du Lac

0
2119
Ekim ayında ABD’de kutlanan Siyahi Tarih Ayı çerçevesinde karşımıza çıkan bir fotoğraf üzerine Hem Amerikan tarihinde hem de bizim Türk tarihinde yer edinecek özel bir olaya dikkati çekmek, gecikmeli de olsa bu hoş hikayeyi okurlarımızla paylaşmak istedik. 
Caz tarihindeki heyecan verici bir dönem Türk Büyükelçiliği’nde tekrarlanıyor
Türkiye Büyükelçisi, Siyahi Tarih Ayı dolayısıyla, Embassy Row’daki görkemli büyükelçilik rezidansının 1930 ve 40’lı yıllarda Washington’daki en müstesna caz mekânlarından biri olduğu dönemi yeniden canlandıracak olan ve büyükelçilik konağında gerçekleştirilecek olan davete tabi altı tane konser etkinliğinin duyurusunu yapmayı planlıyor.
Hayaletler yeniden sahnede
Büyükelçi’nin oğulları Ahmet ve Nesuhi Ertegün’ün, birlikte zaman geçirmek için en sevdikleri müzisyenleri büyükelçiliğe davet ettikleri 1930 ve 40’lı yıllarda olduğu gibi, Türkiye Büyükelçiliği’nin Sheridan Circle’daki konağında yeniden caz müzik sesleri yükseliyor. Bu gayri-resmi buluşmalar neredeyse efsanevi bir hal almış – caz gazetecisi Bill Gottlieb, 1943 yılında Washington Post’ta bu buluşmalar için “Washington’un en ünlü özel caz oturumları” diyordu – ve ardından tarihe karışmıştı.
“Birçok insanın bunlardan haberi yok,” diyor Türkiye’nin şu anki büyükelçisi Namık Tan. Konağın ikinci katındaki müzik odasında, Lester Young’ın ahşap panelli odada oturup tenor saksafonunun hafif, canlı notalarını çalışını hayal ediyor. Veyahut belki de Benny Carter alto saksafonunu çalıyordur. Peki şu sahnede çalanlar, Duke Ellington’un bandosundaki kediler – Johnny Hodges, Harry Carney, Barney Bigard – değil mi?
Tan, “Yalnızca arkanıza yaslanın ve burada oturup o büyük caz müzisyenlerini dinlediğinizi hayal edin,” diyor.
Siyah Tarih Ayı dolayısıyla Cuma günü Tan, Embassy Row’taki görkemli rezidansta davete tabi bir dizi konser duyurusu yapacak. 1 Mart’ta gerçekleştirilecek olan ilk konserde sahneye piyanist Orrin Evans çıkacak. Konağın, Washington’un en müstesna – ve alışılmadık – caz yerlerinden biri olarak tarihteki yerine dikkat çekmek üzere tasarlanan müzikal serisini, Ahmet Ertegün’ün de geçmişte kurulunda bulunduğu Jazz at Lincoln Center sergileyecek.
Bu konserler, Atlantic Records’u kurup R&B’nin en iyi örneklerinden bazılarını üreten Ahmet Ertegün ve Atlantic’teki caz departmanını yönetip John Coltrane, Ray Charles, Bobby Darin ve Roberto Flack için klasik kayıtlar yapmış olan Nesuhi Ertegün kardeşlerin düzenlediği caz etkinliklerinden çok daha resmi bir formata sahip olacak.
Fakat siyahi müzisyenleri ön kapıdan içeri davet eden Ertegünlerin, Washington’un ırkçı geleneklerini gururla yıkıp geçtiği 1606 23rd St. NW adresinde, caz müziğin her çeşidine yer var. Ahmet Ertegün’ün de belirttiği gibi bu etkinlikler, durumu şikâyet etmek için Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün’e giden “Güneyli öfkeli senatörleri” dehşete düşürmüştür.
Tan, “Türkiye Büyükelçiliği rezidansının, caz severlerin gözündeki tarihsel imajını yeniden kurmanın akıllıca olacağını düşündüm” diyor. “Bu mekânın ve Ahmet ve Nesuhi Ertegün’ün tarihsel önemlerinin farkına varılması gerek. Onlar, Türkiye’nin, hem buradaki siyahi topluluğun hem de ABD içindeki ve dışındaki müzik camiasının kalbinde ve zihninde önemli bir yer edinmesini sağladılar.”
1934 yılında, Nesuhi 17, Ahmet ise 11 yaşındayken babaları Washington’a Türkiye büyükelçisi olarak atandığında, Ertegün kardeşler zaten caz müziğe büyük ilgi duyuyorlardı.
Genç Türkler, Amerika’ya vardıklarında, bölgede caz müziğin kalbi olan yerlere bodoslama dalmışlar ve Ellington’u ve sevdikleri diğer müzisyenlerini dinlemek için siyahiler açısından eğlencenin kutsal mekânı sayılan Howard Sahnesi’nin kapılarını aşındırmışlardır. Ahmet daha sonraları, “müzik eğitimimi Howard’da aldım” ifadesini kullanmıştır.
Ertegün kardeşler kısmen müziği çok sevdiklerinden, kısmen de sahip oldukları sosyal sorumluluk duygusundan dolayı – Yahudi Cemaati Merkezi, Ulusal Basın Kulübü gibi yerlerde – konserler organize etmeye başladılar. Ölümünden 10 yıl önce, 1979 yılında Nesuhi, “o dönem Washingon’daki ayrımcılığın boyutunu hayal bile edemezsiniz” diyor The Post’a. “Çoğu yerde siyahiler ve beyazlar birlikte oturamıyordu. O yüzden biz de konserler düzenledik… Jazz, bizim sosyal eylem silahımızdı.
Müzisyenleri sık sık büyükelçiliğe davet ederlerdi. Toplantılar genellikle smokinli hizmetçilerin servis ettiği bir yemekle başlardı. Ardından sıra swing sevenlerin en sevdiği tatlıya gelirdi
.
2001’de yazdığı “What’d I say: Atlantik Hikayesi” isimli kitabında Ahmet Ertegün, o döneme dair anılarını, “Nesuhi ve ben, büyükelçiliğin sunduğu yabancı ülke olma durumundan mümkün olduğunca faydalanarak, bir gece önce kentte sahneye çıkan müzisyenleri, Pazar günü öğle yemeği için yanımıza davet ederdik” diyerek aktarıyor. “Müzisyenlerin hepsi, bir büyükelçilikte, hem de Washington’daki Türk büyükelçiliği gibi harika bir çevreye sahip, iyi donanımlı bir yerde öğle yemeği yeme fikrine bayılırdı. Yemekten sonra, doğaçlama caz etkinliği kaçınılmaz olurdu.”
“Ertegün kardeşleri ziyaret eden sanatçıların bir kaydı varsa bile büyükelçilik bunlara ulaşamadı. Fakat Ertegün Kardeşlerle yapılan röportajlara, Gottlieb’in The Post’taki köşesine ve Kongre Kütüphanesi’ndeki fotoğraflara bakacak olursak, listede muhtemelen Young, Carter, caz piyanisti Meade Lux Lewis, blues devi Leadbelly, ve Count Basie ve Ellington gruplarının üyeleri gibi isimler vardı.
Ekim ayında, Tan’ın “konserlerin provası” olarak adlandırdığı bir etkinlik için konakta sahneye çıkan Washington’lu cazcı ve eğitmen Davey Yarborough, “oraya ayak bastığınızı hissedebiliyorsunuz, diyor.
“Tarihin, merdivenlerden yukarı çıkışını hissedebiliyorsunuz,” diye ekliyor Yarborough. “İçinize çektiğiniz bir enerji ve eskilere ait olma hissi var. Lester Young burada çalmışsa, ruhu hala buradadır ve enstrumanımı daha iyi çalmamda bana yardım edecektir – “Bak şimdi, nasıl bir his olduğunu göstereyim sana” der gibi.
Nesuhi Ertegün, 1979 yılında The Post’a, Ellington’un grubunun konakta caz çalışını izlemenin hayatının en büyük heyecanlarından biri olduğunu söyler.
Müzik başkalarının da hoşuna gidiyordu,” diyor Ertegün. “Büyükelçilikteki bir partiyi hatırlıyorum; aynı saatlerde ben de birkaç müzisyen ağırlıyordum. Gerçekten çok ses çıkarıyorduk ve dışardaki insanların bizi duyabileceğinden endişeleniyordum. Tam o sırada babam içeri girdi ve “Kapıyı aralık bırakır mısın, müzik inanılmaz derecede güzel” dedi.

By J. Freedom du Lac
Washington Post Staff Writer 
Thursday, February 3, 2011

Çeviren: Can Çetin

CEVAP VER