Amerika’nın “Dünya Devrimi”: ABD Dış Politikasının Neo-Troçkist Kökleri – Kerry Bolton

0
715
Aşağıda okuyacağınız yazı, Foreign Policy Journal’da Kerry Bolton imzasıyla 2010 yılında yayınlanmıştır. Troçkizmin üçüncü enternasyonele yönelik eleştirilerinin (örneğin bürokratik diktatörlüğü sağlama almak için kominternin ulusal bağımsızlık devrimlerini desteklemesi, sosyalizm davasından vazgeçmesi vs..), ikinci dünya savaşı sonrasında aldığı biçimleri ve kurduğu uluslar arası ağı anlamak açısından oldukça faydalı bulduğumuz makaleyi, Can Çetin’in çevirisiyle yayınlıyoruz. Stalin – Troçki ayrışmasının ve Moskova duruşmalarının yarattığı küresel atmosferde, Amerikan dış politikasının bugünkü halini sol kanattan şekillendiren isimlerin ideolojik motivasyonlarını anlamak açısından olduğu kadar, bugün Amerikan emperyalizmi tarafından estirilen özgürlükçü retoriğin literatürdeki karşılığını bilmek açısından da oldukça ilginç ve aydınlatıcı olan denemeye geçmeden önce, Stalin’in önemli bir uyarısını hatırlatmak da faydalı olacaktır: “Lenin, emperyalist ülkelerle ezilen ülkeler arasındaki, emperyalist ülkelerdeki komünist politika ile sömürge ülkelerdeki komünist politika arasındaki farktan yola çıktı. Bu farktan yola çıkarak, daha savaş sırasında, emperyalist ülkelerde komünizm için kabul edilemez ve karşı-devrimci bir fikir olan anavatan savunması fikrinin, emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı veren ezilen ülkelerde tamamen kabul edilebilir ve meşru olduğunu söyledi. İşte bunun içindir ki Lenin, belirli bir aşamada ve belirli bir süre için, eğer bu burjuvazi emperyalizme karşı savaş veriyorsa ve komünistlerin işçileri ve yoksul köylüleri komünizm ruhuyla eğitmelerine engel olmuyorsa, sömürge ülkelerdeki milli burjuvazi ile bir blok ve hatta bir ittifak kurma imkanını caiz saydı. Burada muhalefetin günahı, Lenin’in bu zihniyetini kesinlikle terk etmiş ve sömürge ülkelerin emperyalizme karşı verdikleri devrimci savaşları desteklemenin amaca uygunluğunu yadsıyan 2. enternasyonel zihniyetine kaymış olmalarıdır.” (1927)
***
ABD dış politikasının ideolojik köklerinde neo-Troçkist temeller vardır. Troçkistler açısından, Stalin döneminden bu yana SSCB’ye duyulan nefret öylesine öncelikli bir motivasyon kaynağı olmuştu ki önemli bir fraksiyon, dünya sosyalizminin önündeki en büyük engel olarak Amerika ve kapitalizmden ziyade SSCB ve Stalinizm’i görüyordu. Bu fraksiyon, Soğuk Savaş’ta yer almaya ikna edilmiş ve o zamandan bu yana ABD dış politikasının ideolojik itici gücü haline gelmiştir.
Özet
Woodrow Wilson’un On Dört Nokta’sından bu yana Amerika, savaş sonrası dünyayı tek bir liberal-demokrasi imgesi içerisinde şekillendiren “dünya devrimi”nin merkezi olmuştur. Bu bir enternasyonalizm politikasıydı ve Bush’un Irak’a savaş açarken kullandığı “yeni dünya düzeni” ifadesi, ona verilen son isim olmuştur. Muhafazakârlar SSCB ve Kızıl Çin için endişelenirken, “dünya devrimi”nin kalbi Washington’da atmıştır. Bilhassa oluşacak boşluğu kendi neo-kolonyalizm politikalarıyla doldurmak amacıyla sömürgelerden geri çekilmeyi savunma hususunda ABD ve SSCB’nin politikaları dünya sahnesinde çoğu zaman kesiştiği için, bu tür politikalar sık sık “Sovyet komünizmi” ile karıştırılıyordu. “Sovyet tehdidi” tarihe karışmışken, ABD hegemonyası hızla ilerleyişini sürdürmekte, borç ve yabancı yardımın işe yaramadığı yerlerde kendi halindeki ulusları bombalayarak yıkıp geçmektedir. Amerika’nın küreselci dış politikasının ideolojik kökleri, Troçki-Stalin ayrılmasından doğan kaynaklardan hem itici güç hem de ideolojik yön almıştır. Moskova Yargılamaları, tüm dünyada önemli bir tarihsel olay olarak yansıtılmaya devam etmektedir. Yargılamalardaki hukuki süreçlerle ilgili ne söylenirse söylensin, Troçkistlerin dış sermayenin ajanları olduğu yönündeki suçlama, Troçkistlerin SSCB nefretinin saplantı haline dönüştüğü sonraki birkaç yıl içerisinde gerçeğe dönüşmüştür. Bu deneme, Troçkizm’in ABD dış politika doktrininin en önemli parçası haline nasıl dönüştüğünü incelemektedir.
“Küresel Demokratik Devrim”
2003 yılında Başkan George W. Bush, National Endowment for Democracy isimli organizasyona, ABD’nin başını çektiği “küresel demokratik devrim”de Irak savaşının son cephe olduğunu ifade ederek, ABD’nin dünya devrimi misyonunu kabul etmiştir. “Eski Başkan Ronald Reagan’ın döneminde devrim, Sovyet hakimiyetindeki Avrupa halklarını özgürleştirdi” demiş ve “ve şimdi de Orta Doğu’yu özgürleştirmek üzere yola çıktı” diye eklemiştir [1].
ABD’nin “küresel demokratik devrimi”nin kökleri, beklenmedik ve uzak bir kaynakta bulunabilir: Troçki-Stalin ayrışması ve 1936-1938 Moskova Yargılamaları. Troçkistlerin ve onlarla müttefik bazı sosyalistlerin Stalin’e yönelik nefretleri öyle bir hal almıştı ki bu “Muhalifler,” SSCB’yi dünya sosyalizminin önündeki en büyük engel olarak görür hale gelmiş ve Sovyetlerin dünyadaki gücüne direnmenin tek yolunu ABD’de görmüşlerdir; bunu da Kore ve Vietnam’da Amerika’yı destekleyecek ve en nihayetinde Irak’a karşı açılan savaş dâhil olmak üzere tüm dünyada Amerikan dış politikasını savunacak kadar ileriye götürmüşlerdir.
Troçki’nin Villasında
Troçkistlerin ve onlarla müttefik bazı sosyalistlerin ABD pozisyonuna doğru kayma eğilimleri, Moskova Yargılamalarında Leon Troçki’ye Yöneltilen Suçlamaları İnceleme Komisyonu’nun, ya da kısaca söyleyecek olursa Dewey Komisyonu’nun alt komisyon kadrosunda görülebilir. Dewey Komisyonu’nın çıkış noktası, Soğuk Savaş sırasında ABD entrikalarında önemli bir rol oynayacak olan önde gelen Troçkistlerden Prof. Sidney Hook’un sözde “bağımsız bir yapı” olarak başlattığı Amerikan Leon Troçki Savunma Komitesi’dir. Komisyona, geçmişte Hook’un profesörlerinden biri olan saygıdeğer Dr. John Dewey karşı çıkmıştır. “Tarafsız Tahkik”in bizzat kendisi, “suçlamalara, yasal olarak oluşturulmuş bir mahkeme önünde yanıt verme şansı elinden alındığı için uluslararası bir tahkik komisyonunun oluşturulmasını açıkça talep etmiş” olan Troçki’nin önerisiydi [2].
Alt-komisyon, Diego Rivera tarafından kendisine verilen villada Troçki’yi sorgulamak üzere Meksika’ya gitmiştir. Alt-komisyondakiler arasında sosyalistler ve Troçki’ye karşı çok hürmetkâr bir tutum benimseyerek orada bağımsız düşüncedeki tek kişi olan yazar ve gazeteci Carleton Beals’in komisyonu tiksinti içinde terk etmesine neden olan çeşitli türden Troçkistler vardır [3].
Meksika’daki oturumlarda ve onu izleyen politik yönelimlerde yer alan kişilerden bazılarına bir göz atmak oldukça öğretici olacaktır. Kendi deyimiyle “sol-yönelimli bir liberal gazeteci” olan John Chamberlain, 1946 yılında liberter dergi “The Freeman”ın kurucu editörleri arasındaydı [4]. The Freeman’in bir başka kurucu editörü de Beals’in Meksika’da Troçkiye karşı “tapınmacı” bir tutum takındığını söylediği, Dewey Komisyonu sekreteri Suzanne La Follette’ti [5]. 1920’de Amerika Komünist Partisi’ne katılmış olan, Troçkizm’den dolayı atılan ve İkinci Dünya Savaşı’nın Troçkizm’i zayıflatacağını söyleyen resmi Troçkist çizgiden kopmuş bir fraksiyona yönelen, Troçki’nin Meksika oturumlarındaki avukatı Albert Goldman, İşçi Partisi’ne katılmış ve en sonunda, sosyalizmin en esas düşmanı saydığı SSCB’nin önündeki en büyük engel olarak ABD’yi gören kişilerden birine dönüşmüştür. Alt-komitenin muhabiri, yine 1928 yılında ABD Komünist Partisi’nden atılan ve Max Shachtman’la birlikte Komünist Birliği’ni ve ardından İşçi Partisi ile Sidney Hook’un onursal başkanı olduğu ABD Sosyal Demokratları gibi fraksiyonları kuran bir Troçkist olan Albert M. Glotzer’di [6].
Shachtmancılık
En önde gelen Troçkist olan Max Shachtman’ın izlediği çizgi, Troçkizmin ABD dış politikası üzerindeki belirgin etkisinin gelişimini ele almada önemlidir. Shachtman, Troçki’nin ABD’deki baş temsilcilerinden biriydi [7]. 1928 yılında ABD Komünist Partisi’nden atılan Shachtman, Komünist Birliği ve Sosyalist İşçi Partisi’nin kurucuları arasında yer almış, fakat sonradan James P. Cannon, James Burnham ve diğerleriyle birlikte 1940 yılında Birleşik Devletler İşçi Partisi’ni oluşturmak üzere bu gruplardan ayrılmıştır. Bu oluşum da Bağımsız Sosyalist Birliği haline gelip 1958 yılında Sosyalist Parti ile birleşmiş, ardından Demokratik Sosyalistler ve ABD Sosyal Demokratları isimli oluşumlara dönüşmüştür [8].
Shachtman’ın SSCB’ye yönelik karşıtlığı, resmi Troçkist çizgiden ayrılmış ve “Üçüncü Kamp” olarak bilinegelmiştir. Troçki ve Dördüncü Enternasyonal, İkinci Dünya Savaşı sırasında sözde bir “Sovyetler Birliği Savunması”nı desteklemiştir. Troçki ve Dördüncü Enternasyonal, kapitalist ve faşist devletlerin SSCB’ye yönelik saldırısı durumunda, proletaryadan ziyade bir bürokrasi tarafından kontrol edilen “dejenere bir işçi devleti” olsa da millileşmiş bir ekonomiye sahip olmasının öneminden dolayı Sovyetler Birliği’nin savunulması gerektiği düşüncesini savunmuşlardır. Troçki, silahlı proletaryanın varlığının ve savaşın neden olduğu krizin, savaştan sonra başka bir devrimle Stalin’in alt edilmesine yol açacağını savunmuştur.
1940 itibariyle Shachtman, bu mesele üzerinden İşçi Partisi ve Dördüncü Enternasyonel’le tartışmaya girmiş ve Troçkistlerin savaşta SSCB açısından yenilgici bir politika izlemesi gerektiğini beyan etmiştir. Shachtman’ın ana müttefikinin, ilerde Amerika’nın Soğuk Savaş stratejisinin baş ideologluğunu yapacak James Burnham olması da ilgi çekicidir. Shachtman, Troçki ve Dördüncü Enternasyonal’e yazıp kendi “gerçek Troçkizm” çizgisini anlatmıştır:
Dördüncü Enternasyonal, yıllar önce Stalinist rejimin (millileştirilmiş mülke dayansa da), proletaryaya ve onun devrimci öncülerine, hatta sömürge halklara karşı gerici bir savaş yürütme kapasitesine sahip olmakla kalmayıp bu savaşları bizzat yürütmüş olduğunu ortaya koymuştu. Şimdi bizim fikrimize göre, Stalinist politikanın (ve tekrarlıyorum, millileştirilmiş mülke dayansa da) gerçek seyri göz önüne alındığında, Dördüncü Enternasyonal, Sovyetler Birliği’nin (yani yönetimdeki bürokrasinin ve ona hizmet eden silahlı güçlerin) kapitalist devletlere (Polonya, Estonya, Litvanya, Letonya’ya ek olarak şimdi Finlandiya, yarın Romanya ve ondan sonra başka ülkelere) karşı dahi gerici bir savaş yürütme kapasitesine sahip olma derecesinde yozlaşmış olduğunu ortaya koymak durumundadır. Sizinle ve Cannon fraksiyonuyla olan farklılıklarımızın özünü oluşturan nokta budur.
Politika bir sürekliliktir ve Stalinist politika, mülkiyetin devletleştirilmiş olduğu işgal altındaki bir bölgede bile olsa gerici karakterini tamamen koruyorsa, yürüttüğü savaş gerici bir niteliğe sahip olur. Bu durumda, devrimci proletarya, Kremlin’e ve onun ordusuna maddi ve askeri yardım sağlamayı reddetmek durumundadır. Tüm çabalarını, Stalinist rejimin devrilmesine yoğunlaştırmalıdır. Bu, bizim savaşımız değil! Savaşımız, mevcut karşı devrimci bürokrasiye karşı!
Başka bir deyişle, şu anki savaşta, Rusya sorununa dair azınlık bildirisinde açıklandığı şekliyle devrimci yenilgicilik politikası öneriyorum – ve bu öneride bulunurken her zamanki devrimci sınıf yurtseverliğimden bir parça bile eksildiğini düşünmüyorum [9].
Shachtman’ın beyanında, savaş sonrası Troçkist ideolojinin şeklinin ve Soğuk savaş sırasında Amerikan kampına geçme mantığının anlaşılabileceği önemli bir referans var: SSCB, bütünüyle gerici bir seyir izleyen öyle “dejenere” bir devlet haline gelmişti ki artık kapitalist devletlere karşı olan eylemlerinde bile sosyalizme zıt çıkarlar doğrultusunda hareket edebilmekteydi. Dolayısıyla SSCB artık diyalektik bir gerileme olarak dünya sosyalizminin önündeki ana engel olarak görülüyordu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Shachtman, Soğuk Savaş politikasının görülebileceği bir hattı ortaya koyuyor:
Stalinist partiler, hangi ülkede olurlarsa olsunlar Kremlin oligarşisinin ajanlarıdırlar. Bu Stalinist partilerin çıkarları ve kaderi, Rus bürokrasisinin çıkarları ve kaderiyle ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş durumdadır. Stalinist partiler her yerde Rus bürokrasisinin gücü üzerine kuruludurlar, bu güce hizmet ederler ve bu güce bağlıdırlar, ve o olmadan yaşayamazlar [10].
Amerikan dış politikasının “Soğuk Savaşçı” savunucusu olarak Shachtmancılık, 1948 yılı itibariyle şekillenmekteydi. SSCB’yle yaşanan Titocu kırılmada olumlu belirtiler gören Shachtman şöyle yazmıştır:
Her şeyden önce, kapitalist kamptaki bölünme, pratik her açıdan sona ermiş durumdadır. Ne olursa olsun, 1939’dan itibaren var olan ve Stalinist Rusya’ya büyük bir hareket alanı sağlayan o bölünmeye benzer bir şey kalmamıştır. Aralarında hala var olan tüm farklılıklara rağmen, Amerika’nın emperyalist liderliği ve itici gücü altındaki kapitalist dünya, Rus emperyalizmine karşı gittikçe sağlamlaşan bir cephe örmektedir [11].
Dolayısıyla, 1948 yılında “Amerikan emperyalizmi” zaten Shachtmancılar tarafından Rus emperyalizminin önündeki gerekli bir engel olarak görülmekteydi. Shachtman, savaş sonrası dünyayı, Amerika ve Rusya tarafından kontrol edilen ve birbiriyle çarpışan iki güç blokunun varlığı açısından ele alıyor ve Amerika’nın öncülüğünü yapmış olduğu bloku desteklenmesi gereken taraf sayan diyalektik bir bakış açısıyla düşünüyordu. Bu da Shachtmancıları ve birtakım sosyalistleri, normalde “Sol-kanat” olarak görülebilecek bir yerden çok uzaktaki pozisyonlara sürüklüyordu.
1950 itibariyle, artık Bağımsız Sosyalist Birliği’nin başı olarak yazan Shachtman, Stalinizmin, Marksizmin karşı karşıya olduğu öncelikli sorun olduğunu ve uluslararası bir karşılığın gerekli olduğunu ifade ediyordu:
Marksist teorinin ve dolayısıyla Marksist pratiğin karşı karşıya olduğu yeni temel sorun, Stalinizm sorunudur. Şunu artık görmek gerekir ki bir zamanlar birçok insana akademik sorun ya da “yabancı” bir sorun olarak görülen şey artık tüm ülkelerdeki tüm sınıflar açısından belirleyici bir sorun durumundadır. Bu sorun yalnızca Ruslara özgü bir olgu ya da “kendi içinde” bir sorun olarak anlaşılırsa, hiçbir şekilde anlaşılmamış demektir [12].
Dolayısıyla önemsiz sayılamayacak bu Troçkizm fraksiyonu, SSCB’ye olan nefretinden dolayı, “Soğuk Savaş”ta kendini Amerikan kampına kesin surette yerleştirmişti.
Natalia Troçki
1940 yılında, SSCB’yle ilgili izlenecek diyalektik çizgi hususunda Shachtman ile arasının açık olduğu bir dönemde Stalinist bir suikastçı tarafından tasfiye edilmiş olmasaydı, Troçki Soğuk Savaş senaryosuna karşı “SSCB savunusu”nu sürdürür müydü?
Soğuk Savaş döneminde yaşıyor olsa Troçki’nin Shachtman çizgisini destekleyebileceğine dair güçlü belirtiler vardır. “Proletarya” ve onun “öncü” partisinin algılanan tarihsel misyonuna göre, diyalektik materyalizm içkin olarak pragmatiktir. Troçki tarafından hazırlanan Dördüncü Enternasyonal programının kendisi, bir “geçiş programı” olarak tarif edilmişti. Kendi bölgesi içerisinde karşılaştığı faşist veya kapitalist saldırılara karşı SSCB’nin savunulmasına ilişkin Troçki’nin pozisyonu da tarihsel koşullara bağlı olarak değişime gebeydi. Shachtmancılık ve Dördüncü Enternasyonal arasındaki temel fark, Shachtman ve Burnham’ların oluşturduğu sözde Üçüncü Kamp’ın, Stalin Rusya’sını, kapitalizmin kurulabileceği bir Rusya’dan ziyade, sosyalizm sürecindeki bir geri adım olarak görmesiydi (Rusya’nın, Marx’ın diyalektik tarih sürecinin bir parçası olan kapitalist aşama olmaksızın feodalizmden sosyalizme geçtiğini düşünüyorlardı). Troçki, devrimin Stalin’i indirip Rusya’yı yeniden Bolşevik yola sokabileceğine inanıyordu [13]. Shachtman buna inanmıyordu ve savaşın Rusya’da ve ötesinde yalnızca Stalin’in gücünü artırdığını görüyordu. 1939 yılında Troçki, Hitler ve Stalin arasındaki bir savaşın, yalnızca Rusya’da değil, aynı zamanda Doğu Avrupa’da proletaryanın silahlanıp devrimcileşmesiyle sonuçlanacağından ve aynı zamanda hem Stalin’in indirileceği hem de Hitler’in mağlup edileceği koşulların yaratılacağından emin bir şekilde, savaş hakkında şunları söylemişti:
Savaş, SSCB’nin devrimci yenilenme sürecini hızlandırabilir. Fakat aynı zamanda, nihai surette dejenereleşme sürecini de hızlandırabilir. Bu nedenle, savaşın SSCB’nin iç yaşamına soktuğu bu değişimlere yerinde bir açıklama getirebilmek amacıyla, bunları titizlikle ve önyargısız bir şekilde izlemek elzemdir [14].
Yaşasaydı Troçki’nin Shachtmancı çizgiyi, dolayısıyla da Soğuk Savaş sırasında ABD tarafına kaymayı destekleyebileceğine ilişkin güçlü bir belirti, 1951 yılında, Soğuk Savaş’ın kendini göstermeye başlamış olduğu dönemde, karısı ve uzun zamandır yoldaşı olan Natalia’nın benimsediği çizgide görülebilir. Dördüncü Enternasyonal İdari Komitesi’ne ve ABD’deki Sosyalist İşçi Partisi’ne yazdığı bir mektupta şunları belirtmiştir:
Eskimiş ve modası geçmiş formüllere takılmış bir şekilde, Stalinist devleti bir işçi devleti olarak görmeye devam ediyorsunuz. Bu konuda sizin peşinizden gidemem ve gitmeyeceğim… Şunu herkes bilmelidir ki Stalinizm devrimi bütünüyle yok etmiştir. Fakat siz, Rusya’nın bu insafsız rejim altında hala bir işçi devleti olduğunu söylemeye devam ediyorsunuz.
Bu ifadeler, “dejenere bir işçi devleti olarak SSCB’nin savunulması”na ilişkin olarak kocasının 1940 öncesinde ortaya koyduğu formülün reddedilmesi ve bu tutumun “eski ve modası geçmiş formüller” olarak ifade edilmesidir [15].
Shachtman, Burnham ve Hook gibi neo-Troçkistleri, Soğuk Savaş’tan günümüze ABD kampına doğru gittikçe daha fazla iten bir seyri ortaya koyan Natalia, Kore Savaşı’nı kastederek şunları söylemiştir:
En katlanılamaz konum, savaş konusunda kendinizi soktuğunuz konumdur. İnsanlığı tehdit eden üçüncü dünya savaşı, devrimci hareketi, en zorlu ve karmaşık durumların, en ağır kararların önüne koymaktadır… Fakat son yıllarda yaşanan olaylar karşısında, Stalinist devletin savunulması için çağrı yapmaya ve tüm hareketi buna adamaya devam ediyorsunuz. Hatta, Kore halkına eziyet eden savaşta, Stalinist orduları dahi destekliyorsunuz.
Bu noktada sizin yolunuzu izleyemem ve izlemeyeceğim… Aramızdaki fikir ayrılıklarının, saflarınızda kalmayı benim açımdan imkânsız hale getirdiğini açık bir şekilde söylemekten başka bir yol göremediğimi söylemem gerek [16].
Bazı Troçkist gruplar, Natalia’nın duruşuna bağlı kalmaya devam etmektedir [17].
Kültürel Özgürlük Kongresi
Kültürel Özgürlük Kongresi (KÖK), işte sol arasındaki böyle bir anti-Sovyet çevreden doğmuştur. Soğuş Savaş sırasında, paylaşılan anti-Sovyetçilik temeli üzerinden solcu entelektüelleri ABD’nin yanına çeken bir CIA cephesi olan KÖK, 1938 yılında John Dewey’le birlikte organize edilen Amerikan Kültürel Özgürlük Komitesi’nden çıkmıştır [18]. 1948 yılında Hook’un Entelektüel Özgürlük Savunucusu Amerikalılar’ı, CIA’nin yeni oluşturulmuş bir şubesi olan Politik Koordinasyon Bürosu’nun dikkatini çekmiştir. Kültürel Özgürlük Kongresi (KÖK) 1951 yılında buradan doğmuştur.
KÖK’ün kurucu toplantısı, Waldorf’ta düzenlenen ve bazı Amerikalı edebiyatçılar tarafından desteklenen Sovyet-sponsorlu barış konferansına karşı bir provokasyon olarak, 1949 yılında Waldorf Astoria Hotel’de düzenlenmiştir. CIA’nin KÖK üzerine olan bir makalesinde şöyle belirtilir:
Felsefe profesörü Sidney Hook’un yönlendirdiği bir grup liberal ve sosyalist yazar, Waldorf barış konferansının sağlayacağı göz önünde bulunma fırsatını değerlendirmek istediler. Kendisi de azılı bir eski komünist olan Hook, o dönemde New York Üniversitesi’nde ders veriyor ve Yeni Lider adındaki bir sosyalist derginin editörlüğünü yapıyordu. On yıl öncesinde, akıl hocası John Dewey’le, hem komünizme hem de Nazizm’e saldıran Kültürel Özgürlük Komitesi adındaki tartışmalı bir grubun kuruculuğunu yapmıştı. Şimdi de Waldoft-Astoria’daki barış konferansını rahatsız etmek için benzer bir komite düzenliyor [19].
CIA, özellikle de Frances Stonor Saunders gibi bilgili biri Hook ve arkadaşlarından “anti-komünist” olarak bahsettiğinde, durumun hiç de öyle olmadığı akılda bulundurulmalıdır; onlar, Troçkizmin ana çizgilerini oluşturduğu anti-Stalinist’lerdi. Hook, Amerikan İşçi Partisi’nin kurucu ortaklarından biriydi ve her ne kadar kendisi katılmamış olsa da partinin Birleşik Devletler İşçi Partisi’ni oluşturmak üzere Sosyalist İşçi Partisi ile birleşmesini savunmuştur. Bununla birlikte Hook, bir başka Troçkist sapma olan nüfuzlu ABD Sosyal Demokratları’nın onursal başkanı olmuştur [20].
Hook, geçmişte Vladivoskok valisi olarak görev yapan [21] ve Bolşevik liderler Troçki ve Buharin’le birlikte çalışmış bir Menşevik olan Rus muhacir Sol Levitasa’ın 1937 ve 1961 arasında yetkili müdürlüğünü yapmış olduğu Marksist bir yayın olan The New Leader’ın editörlüğünü yapıyordu [22]. Saunders da The New Leader’ın, kendisinin Levitas’a verdiği sübvansiyonlar yoluyla ayakta tutulduğunu belirten CIA’den Tom Braden’ın söylediklerini tekrarlıyor [23]. Partisan Review [24], Hook’un fon çağrısı üzerine CIA tarafından ve Rockerfeller’lar gibi CIA bağlantılı varlıklı patronlar tarafından mali yıkımdan kurtarılan başka bir sol dergiydi [25].
Hook, Soğuk Savaş’ın başlangıcında şunu belirtmişti:
Bana yüz milyon dolar ve kendini adamış bin kişi verin, size şunun garantisini veriyorum; Stalin’in kendi imparatorluğundaki askerler arasında bile öyle bir demokratik rahatsızlık dalgası başlatırım ki önümüzdeki çok uzun bir süre boyunca yaşayacağı tüm sorunlar, ülke içi sorunlar olur. Kendini adamış bin kişiyi kendim bulabilirim [26].
Hook’un ifade ettiği bu pozisyon, özünde neo-Troçkist’ti ve ABD’nin resmi Soğuk Savaş doktrini bunun üzerinden anlaşılabilir. Hook; Shachtman, meslektaşı James Burnham ve Natalia Troçki ile aynı çizgiyi izliyordu. 1960’lar sırasında Hook yeni solu eleştirmiş ve Vietnam Savaşı’nın açık sözlü bir savunucusu olmuştur. 1984 yılında, “federal hükümetin beşerî bilimler alanındaki seçkin entelektüellere bahşettiği en büyük onur” olan yıllık Jefferson Dersi ödülünü vermek üzere Ulusal Beşeri Bilimler Vakfı tarafından seçilmişti [27]. 23 Mayıs 1985’te, Reagan tarafından Hook’a Başkanlık Özgürlük Madalyası takılmıştı. Amerika’daki “muhafazakâr” dergi İlk Prensipler’e yazan Edward S. Shapiro, Hook’un pozisyonu şu şekilde özetlemektedir:
Amerika’nın önde gelen antikomünist entelektüellerinden biri olan Hook, Amerika’nın Kore Savaşı’na girişini, Kızıl Çin’in dışlanmasını, ABD’nin nükleer silah alanında nitelikli bir üstünlük elde etmesini, Johnson yönetiminin Güney Vietnam’da Batı-yanlısı bir rejim tutma çabalarını ve Reagan yönetiminin Nikaragua’daki komünist rejimi devirme kampanyasını savunmuştur.
Muhafazakâr çevrenin hem içindeki hem de dışındaki insanlar Hook’u, 1970 ve 80’ler sırasında yaşanan neo-muhafazakâr uyanışın gurularından biri olarak görmüştür. 1985 yılında Başkan Reagan, “özgürlük ve totaliterlik arasındaki mücadelede, entelektüel dünyayı ahlaki sorumlulukları ve kişisel menfaatleri konusunda uyardığı” için Hook’a “Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı vermiştir [28].
Yine, hem neo-muhafazakârlığın hem de İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan dış politikasının özde Troçkist köklerini gizleyecek bir şekilde, Hook’un kurnaz bir biçimde “anti-komünist” olarak tarif edildiğini görüyoruz.
Shachtmancılık ve Soğuk Savaş
1960’lar sırasında Shachtmancılık, bir yandan Yeni Sol içinde etkisini sürdürürken bir yandan da Demokrat Parti ile aynı hizada konumlanıyordu. 1960’lar itibariyle, Natalia’nın Kore’de Amerika’yı desteklediği gibi Vietnam’da Amerikan politikasını destekliyorlardı. 1972 yılında Shachtmancılar, Demokratların başkan adayı olarak, SSCB’ye ılımlı yaklaştığını düşündükleri solcu George McGovern’a karşı Senatör Henry Jackson’ı desteklediler. Jackson hem savaş taraftarı hem de hararetli bir Sovyet karşıtıydı ve SSCB’ye yönelik dış politikada savaş yanlısı bir pozisyonu savunuyordu. Hook gibi Jackson’a da Reagan tarafından 1984 yılında Özgürlük Madalyası verilmişti.
O dönemde, önde gelen bir Shachtmancı ve AFL-CIO’nun organizatörü olan Tom Kahn, Jackson’ın baş konuşma yazarıydı [29]. Kahn, Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Amerikan dış politikasının gelişiminde merkezi bir konuma gelmiştir. Paul Wolfowitz, Elliott Abrams, Richard Perle ve Douglas Feith gibi isimleri içeren Senatör Jackson’ın yardımcılarının çoğu, hayatlarının bir döneminde Troçkizm’le bir dereceye kadar içli dışlı olan, George H. W. Bush’un yönetiminde önemli yerlere gelen, dış politikada savaş yanlısı konumlarıyla dikkat çeken ve ilerde “neo-muhafazakâr” harekette öne çıkacak isimlerdi.
Shachtmancılığın coşkun bir takipçisi olarak kalan Tom Kahn, bir yandan Shachtman’ın asla “sosyalizm”den ödün vermediğinde ısrarcı olurken, akıl hocasının Vietnam’daki pozisyonunu şu şekilde açıklıyordu:
Vietnam hususundaki görüşleri sol çevre içerisinde pek tutulmazdı ve hala tutulmamaktadır. Güney Vietnam hükümeti konusunda boş hayalleri yoktu, aynı şekilde Kuzey Vietnam rejiminin totaliter doğası konusunda da hiçbir şüphesi yoktu. Güney’de, demokratik gelişim için bariz olasılıklar vardı… Hanoi’nin Güney’i askeri olarak ele geçirmesi durumunda bu demokratik olasılıkların yok olacağını biliyordu. Bu çabaların engellenmesinin, Amerikan politikası açısından önemli bir hedef olacağını düşünmüştü… [30].
Bu pozisyon kolaylıkla neo-Troçkist olarak görülebilir. Bu çizgi tutarlılığını korumuş ve kaçınılmaz bir şekilde ABD destekçisi bir pozisyona zemin hazırlamıştır.
National Endowment for Democracy (Ulusal Demokrasi Vakfı)
Kültürel Özgürlük Kongresi’nin, Soğuk Savaş’a verilen önemli ölçüde Troçkist bir karşılık olması gibi, Soğuk Savaş sonrası dönemin de yeni bir karşılığa ihtiyacı vardı ve yine Shachtman-Hook çizgisindeki Troçkistler en ön saftaki yerlerini almışlardır.
National Endowment for Democracy (NED), 1983’te Tom Kahn’ın telkinleriyle kurulmuş ve Kongre Üyesi George Agree’nin ortaya koyduğu bir kongre kararı ile onaylanmıştır. Bir Shachtmancı olan Carl Gershman, 1984 yılında NED’in başkanı olarak atanmıştır ve hala da görevini sürdürmektedir [31]. Gershman, ABD Sosyal Demokratları’nın kurucu ortaklarından biri ve Yetkili Müdürü’ydü (1974-1980) [32].
Kongre Üyesi Agree ve Kahn, ABD’nin, SSCB karşıtı yıkıcı hareketleri desteklemek üzere CIA dışında başka bir araca ihtiyaç duyduğuna inanıyorlardı. AFL-CIO’nun Uluslararası İlişkiler Müdürü olan Kahn, Polonya’daki Solidarity ile yakın temasa geçmiş ve Latin Amerika ve Güney Afrika’daki solcularla AFL-CIO’nun yapatığı toplantılarda yer almıştır [33].
Kahn politik aktivizme, Shachtman’ın Bağımsız Sosyalist Birliği’nin gençlik kanadı olan Genç Sosyalist Birliği’yle başlamış ve 1922’deki ölümüne kadar da birliği desteklemeyi sürdürmüştür [34]. Bilhassa da Shacahtman’ın dünya sosyalizminin önündeki en büyük engel olarak gördüğü SSCB’ye muhalefetini desteklemiş [35] ve “uzlaşmacı huzur politikalarına karşı” tüm dünyada Sovyet karşıtı bir ağ oluşturmuştur [36]. 1980’de itibaren Polonya’da Dayanışma’ya yardım etmeye bilhassa önem verilmiştir [37].
Hatta ABD desteğiyle neo-Troçkistler, Stalin’in korkmuş olduğu ve 1936-1938 Moskova yargılamaları sırasında Troçkist ve Buharinci Muhalefet Bloku’na karşı öne sürülen Sovyet karşıtı yeraltı ağını bizzat kurmuşlardır. Moskova yargılamalarındaki suçlamalar – ve itiraflar – ne kadar doğru ya da yanlış olursa olsun, 1930’lar sırasında Stalinistler tarafından ileri sürülen şeyler, İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa süre sonra gerçeğe dönüşmüş ve Sovyet blokunun yıkılmasında önemli bir role sahip olmuştur.
Rachel Horowitz, Kahn için düzdüğü methiyede, hayatta olsa Irak’taki savaşın hararetli bir savunucusu olacağına yönelik inancını ifade eder [38].
NED, ABD Kongresi tarafından fonlanmakta ve 90’dan fazla ülkede “aktivistleri ve bilimcileri” bağışlarla desteklemektedir. NED, kendisine ait bu “demokratik inisiyatif” (sic) programının Polonya (Solidarity isimli işçi sendikası yoluyla), Şili, Nikaragua, Doğu Avrupa (Sovyet blokunun yıkılması sonrasında demokratik geçişe yardımcı olarak), Güney Afrika, Burma, Çin, Tibet, Kuzey Kore ve Balkanlarda faaliyet gösterdiğini ifade etmektedir. “2000 sonbaharında Sırbistan’taki seçim atılımı,” “çeşitli sivil grupların” desteklenmesiyle başarılmıştır. “Daha yakın bir zamanda, 11 Eylül’ün ve NED Kurulu’nun üçüncü stratejik belgeyi benimsemesinin ardından, Orta Doğu, Afrika ve Asya’da önemli Müslüman topluluklara sahip ülkeler için özel fonlar sağlanmıştır” [39]. Dolayısıyla program ve stratejiler, George Soros tarafından fonlanan programlara oldukça benzemektedir.
İslamofaşistler – Yeni Stalinistler
Putin Rusya’sı, neo-Troçkistlerin mevcut kadrosu için esas sorun olmaya devam ederken İslam, neo-Troçkistlerin sürekli devrimin bugünkü versiyonunu sürdürmelerinde, yeni dünyanın öcüsü haline gelmiştir. Neo-Troçkistler, Faşist ve İslam sözcüklerini birleştirip ebedi düşman Stalinizm yerine geçecek bir sözcük türetmişlerdir: İslamofaşizm.
Görünüşe göre İslamofaşizm sözcüğü, İslami Çoğulculuk Merkezi Müdürü “neo-muhafazakâr” Stephan Schwartz tarafından türetilip popüler hale getirilmiştir. Schwartz, “yeni kelimeyi bu bağlamda kullanan ilk Batılı olma” konusunda kendine pay çıkarmaktatır. 11 Eylül’ün hemen sonrasında, 2001’de yazmış olduğu sözcüğün, George W. Bush ve “diğer önemli figürler” tarafından kullanımına referans yapmaktadır. Schwartz, terimin, “klasik faşizmin, bilhassa da onun tarihsel açıdan en belirgin formu olan Alman Nasyonal Sosyalizmi’nin tanımlayıcı karakteristikleriyle örtüşmelerinden dolayı” [40] belirli İslami hareketler ve devletler için kullanılması gerektiğini belirtmektedir.
Schwartz, 1930’lar sırasında Troçkist Fomento Obrero Revolucionario’nun bir destekçisiydi. Kuruluşunda bilhassa James Burhnam gibi birçok Troçkist’in yer aldığı Soğuk Savaş’tan çıkma National Review dergisi için yazan Schwartz şöyle belirtiyor:
Son nefesime kadar, Hitlerciliğin Sovyet kisvesi altında savunulmasına, Moskova tasfiyesine ve İspanya Cumhuriyeti’ne ihanete tek başına hayır diyen, bir ülkeden diğerine takip edilen ve sonunda kendi kanı içinde yerde bırakılan Troçki’yi savunacağım ve bunun için özür dilemeyeceğim. Bırakalım da neo-faşistler ve Stalinistler bunaklık dönemlerinde ne istiyorlarsa yapsınlar [41].
Schwartz, Troçki’den “L.D.” (Lev Davidovitzch) olarak bahsederek sözlerini sevgiyle sürdürür: “Kendimi hala büyük ölçüde L.D.’nin en büyük takipçilerinden biri olarak görüyorum.”
Schwartz, “neo-muhafazakâr hareket”in kökenlerinden bahsederken şunu belirtir:
Ve işin aslı şu ki neo-muhafazakârların ilk kuşağındaki çoğu kişi geçmişte, Shachtmancı tekerrürü içerisinde Troçkizm’le ilişkiliydi – yani radikal sol içerisinde, Sovyetlerin devrime ihanetine karşı çıkan bir akımın üyesiydiler ya da bu akıma sempatiyle yaklaşıyorlardı. 1960’larda, Soğuk Savaş’ın en iyi döneminde Shachtmancılar AFL-CIO’ya katıldılar ve birçoğu da sadık Reagan’cı oldu [42].
Amerikan dış politikasının temelde Trokist oluşu, dış politika üzerine söylenen ve “yaratıcı yıkım,” “sürekli çatışma” ve “Amerikan dünya devrimi misyonu” gibi terimleri kullanan ideolojik beyanlardan anlaşılabilir. Örneğin önde gelen bir askeri stratejist olan Binbaşı Ralph Peters’ın, “sürekli çatışma” terimini türeten kişi olduğu görülmektedir [43]. Amerika’nın dünya devrimi misyonu hakkında yazarken açık yüreklilikle şunları söylemektedir:
Bizler, bir sürekli çatışma dönemine girmiş bulunuyoruz… Daha da varlıklı, kültürel açıdan daha da ölümcül ve gittikçe daha güçlü hale geleceğimiz yeni bir Amerikan yüzyılına giriyoruz. Teamülü olmayan bir nefret uyandıracağız… Barış diye bir şey olmayacak. Hayatımızın geri kalanında dünyada her an, biçim değiştiren birçok çatışma olacak. Manşetleri şiddetli çatışmalar işgal edecek, fakat kültürel ve ekonomik mücadeleler daha istikrarlı ve en nihayetinde daha kararlı olacak. ABD silahlı kuvvetlerinin de facto rolü, ekonomimiz için dünyayı güvenli kılmak ve kültürel taarruzumuza açık tutmak olacak. Bu amaçla, büyük miktarda insan öldüreceğiz [44].
Michael Ledeen de Peters’ınkilere benzer terimlerle ve baştan aşağı neo-Troçkist bir tarzda, tüm dünyaya “demokratik devrim ihraç etmek” yönündeki “tarihsel misyonunu” yerine getirmesi için ABD’ye çağrı yapar [45]. Peters gibi Ledeen de bu dünya devrimini, “terörle savaş”ın önemli bir parçası olarak ifade eder, fakat aynı zamanda “dünya devrimi”nin her zaman olduğu gibi ABD’nin “tarihsel misyonu” olduğunu vurgular. National Review’e yazan Ladeen şunları belirtiyor:
… Bizler, 200 yıldan daha uzun bir süredir olduğu gibi dünyadaki tek gerçek devrimcileriz. Yaratıcı yıkım bizim göbek adımız. Bunu kendiliğinden yaparız ve tiranlar bizden tam olarak bu yüzden nefret ederler ve bize saldırmak isterler. En ölümcül silahımız özgürlük, en büyük araçlarımız fanatik rejimlerde baskı altında yaşayan halklardır. Bu halklar, onların yanında olduğumuzu ve Batı’nın onları, kendilerine saygı duyacak ve özgürlüklerini koruyacak liderlerin yönetiminde yaşamak üzere özgürleştireceğini görmek ve bilmek istiyorlar [46].
Sonuç
Troçkizm, ABD dış politikasının ideolojik temelini oluşturmuş ve ABD dış politikasının, Wilsoncu küresel liberal demokrasiden, şu anki “dünya devrimi misyonuna” çevrilmesini sağlamıştır. Troçkist’leri harekete geçiren motivasyona kısa süre içerisinde SSCB nefreti hâkim olmuş ve Rusya’yı dünya sosyalizminin önündeki en büyük engel, ABD’yi ise SSCB’yi durdurabilecek tek güç olarak görmeye başlamışlardır. Neo-troçkistlerin bakış açısına göre, diyalektik olarak kapitalizm Stalinizme tercih edilebilir hale gelmiştir. Kapitalizm, sosyalizme doğru olan bir aşamayı sergiliyordu; Stalinizm ise tarihsel olarak bir sapmaydı. Troçkistler, Soğuk Savaş sırasında canı gönülden CIA’e katılmışlar ve Soğuk Savaş sonrası dünyada, artık Ledeen, Reagan ve Bush gibi Troçkist olmayan kişilerin ifadelerinde de görüldüğü üzere, özellikle ideolojik olarak etki sahibi olmaya devam etmişlerdir. Bu ideoloji, Obama tarafından da reddedilmiş değildir.
“Sürekli devrim”in yerine “sürekli çatışma” ve “yaratıcı yıkım” geçmiş; Stalinizm’in yerine İslamofaşizm geçmiş; “dünyadaki gerçek tek devrimci ülke” olarak Rusya’nın yerine ABD geçmiş; ve “dünya proleter devrimi” “küresel demokratik devrim” haline gelmiştir. Stalin’in sözde “paranoyakça” kaygıları haklı çıkmadı mı?
Çeviri: Can Çetin

CEVAP VER